<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HABER &#187; YAZARLAR</title>
	<atom:link href="http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;cat=23" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.haber.dk</link>
	<description>Kuzey Avrupa&#039;nın en iyi Türkçe gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 May 2013 10:47:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Avrupalı Türk mü&#8230; Hadi ordan!</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=12072</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=12072#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 May 2013 16:04:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>CENGİZ KAHRAMAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[CENGİZ KAHRAMAN]]></category>
		<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=12072</guid>
		<description><![CDATA[Neden seçimlerde oy kullanma hakkına sahip yurttaşlarımızın büyük bir kısmı sandık başına gidip yaşadıkları ülkelerde yaşamlarını yönlendirecek siyasetçileri seçmek için oylarını kullanmak yerine, Türkiye’deki seçimlerde ısrarla oy kullanmak istiyor?]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;"><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: left; margin-right: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=4"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/cengiz.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />CENGİZ KAHRAMAN</a></div>Belçika’da yaşayan bir Türk meslektaşım bundan bir süre önce, Avrupa’da yaşayan Türkler için ’Gurbetçi’, ’Almancı’ terimlerinin kullanılmaması için geniş çaplı bir kampanya başlatmıştı. Türk Dil Kurumu’na da bir çağrıda bulunarak kurumun sözlüğünden bu sözcüklerin çıkartılmasını ya da yeniden tanımlanmasını talep etmişti. Meslektaşım, Avrupa’da 50. yılını dolduran Türklere bundan böyle ”Avrupalı Türkler” denilmesini istiyordu ve bu kampanya epey ses getirmiş, Avrupa’da Türkçe yayın yapan medya kuruluşlarında da geniş yeralmıştı.</span></p>
<p>Meslektaşımın iyi niyetli olarak başlattığı bu kampanyadan sonra Avrupa’da yaşayan Türklerin büyük bir kısmının ne kadar Avrupalı olduğu üzerine düşünmeye başladım. Öncelikle, yanlış anlaşılmaya yer vermemek için şunun altını çizmek istiyorum. Herkes Avrupalılar gibi olsun, onlar gibi yaşasın, onların yaşam biçimini benimsesin, demek istemiyorum. Sadece ‘Avrupalı Türk’ derken, Avrupalıya da haksızlık etmemiz gerektiğini düşünüyorum. Sanırım okurlar da neyi kastettiğimi anlayacaklardır.</p>
<p>25 yıllık Danimarka’daki yaşamımda, Türklerin Avrupa’da en büyük göçmen kitlesini oluşturmalarına rağmen, istisnalar dışında bugüne kadar Avrupa’da ses getirecek en küçük bir sivil toplum gücünü bile oluşturmaktan aciz olduklarına tanık oldum.</p>
<p>Bazı kesimin, bırakın Avrupalı olabilmesini, kendini tanımlayabilecek bir kimlikten bile yoksun olduğunu, bazılarının Türküm demeye ya cesaret edemediğini ya da bundan utanç duyduğunu, hatırı sayılı büyüklükteki önemli bir kesimin etnik ve dini kimliklerle hareket ettiğini, bazı kesimlerin de Türkiye karşıtı Avrupalıların Türkiye aleyhine yaptıkları çalışmalara çanak tuttuklarını gördüm.</p>
<p>Yine önemli bir kesimin de, sadece coğrafi olarak Avrupa’da yaşamanın dışında halen kendi küçük iç kabuğuna çekilip, geleneksel, feodal yaşam biçimini sürdürdüğüne tanıklık ettim.</p>
<p>Sadece Danimarka’da sivil toplum örgütü olarak kurulmuş 100’e yakın dernek var. Bu derneklerimizin bir kısmı ya politize olmuş durumda ya da hemşehri derneği veya dini cemaatler, tarikatlar bünyesinde faaliyet gösteriyor. Birisi milliyetçi, solcu ya da etnik milliyetçilik kimliği üzerinden, diğer de dini kimlik üzerinden hareket ediyor. Hepsi de birbiriyle rekabet halinde. Bunun dışında kalanlar da kahve kültürü ile faaliyet yürütüyor. Bu dernekler gerçek anlamda bir sivil toplum örgütü olma özelliği taşımıyor. Eğitimli insan sayısının artmasıyla bu son yıllarda biraz kabuk değiştirmeye başlasa da, yine de ikisinin ortası henüz bulunmuş değil.</p>
<p>Hiç bir tarikata, etnik, milliyetçi yapılanmaya dayanmadan, Danimarka’daki Türkiye kökenli yurttaşlarımızı, asla bir beklenti içinde olmadan temsil eden, bu ülkedeki haklarımızı savunan veya Danimarkalıların muhatap aldığı, ülkede ses getiren ciddi bir örgütlenmenin varlığından sözedebilir miyiz?</p>
<p>Danimarka’da hangi Türk derneği bir Danimarka sivil toplum örgütü ile ortak, kapsamlı bir sosyal, kültürel, sanatsal projeyi hayata geçirebildi son 40 yıldır?</p>
<p>Kendimiz çalıp kendimiz söylemekten ve birbirimizle didişmekten öte gidemedik bugüne kadar.</p>
<p>Bir gazetenin Peygambere hakaret etmesinin ardından Danimarka başbakanı özür dilemedi diye kafa tutup ama havalimanında uçağın kapısında polisin yaptığı pasaport kontrolüne tepki koyamayan, üstüne üstlük iki ülke arasında yıllar önce yapılan ve vatandaşlarımıza bir AB üyesi ülke vatandaşına sağlanan hakların aynısını sağlayan Ankara Anlaşması’nın yürürlüğe konması için çaba göstermeyen bir topluma mı Avrupalı Türkler denilmesini istiyoruz?</p>
<p>5 milyona yakın Türkiye kökenli göçmenin yaşadığı Avrupa’da hangi yurttaşımız bir yakınını vize çilesi çekmeden yaşadığı ülkeye davet edebiliyor?</p>
<p>Neden sadece, hep Türklerin Avrupa’da serbest dolaşım hakkının gazpedilmesine sesini çıkarmayan Türk hükümetlerinden beklendi bu? Neden Avrupalı Türkler bugüne kadar hem Avrupa’daki hükümetlere, hem de Türk hükümetlerine bu haklarını soramadılar?</p>
<p>Neden seçimlerde oy kullanma hakkına sahip yurttaşlarımızın büyük bir kısmı sandık başına gidip yaşadıkları ülkelerde yaşamlarını yönlendirecek siyasetçileri seçmek için oylarını kullanmak yerine, Türkiye’deki seçimlerde ısrarla oy kullanmak istiyor?</p>
<p>Geçtiğimiz Mart ayında Avrupa genelinde yapılan bir araştırmadan çıkan çarpıcı sonuçları okuyunca şoke oldum dersem, abartmış olmam.</p>
<p>Araştırmaya katılanların yüzde 57&#8242;si 21 yıldan fazladır Avrupa&#8217;da yaşıyor. Yüzde 20&#8242;ye yakını da Avrupa doğumlu. Yüzde 82 gibi büyük çoğunluğu da üstelik Türkiye’ye dönmeyi düşünmüyor. Ancak yurttaşlarımızın yaşadıkları ülkelerde oy kullanma oranı yüzde 12’lerde seyrederken, Türkiye’deki seçimlerde oy kullanmak isteyenlerin oranı yüzde 74’e yükselmiş.</p>
<p>Bu yurttaşlarımızın Avrupa’daki siyasi tercihleri ile Türkiye’deki siyasi tercihleri de birbirine tamamen zıt. Avrupa&#8217;da seçimlerde sola oy veriyor. Türkiye&#8217;de ise muhafazakâr ve merkez sağ partilere oy veriyor. Bunu her ne kadar trans-nasyonal göçmen psikolojisi ve ihtiyaçları ile, bireylerin birden fazla siyasi kimliğe aynı anda sahip olabileceği ile açıklasalar da, ayrıca bunun bir çelişki olmadığını ve rasyonel bir tercih olduğunu öne sürseler de, bu bir çelişkidir.</p>
<p>Söz konusu bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Göç ve Siyaset Araştırmaları Merkezi (HUGO) tarafından yapılmış ve bunun Avrupa’da yaşayan 5 milyon Türkiye kökenli üzerine ilk kez yapılan kapsamlı bir araştırma olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Araştırma, Türkiye kökenlilerin yaşadığı altı AB üyesi ülke (Almanya, Fransa, Hollanda, İngiltere, Belçika, Avusturya) ve de Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya ile İsviçre’de yapılmış. ‘Euro-Turks-Barometre’adı verilen bu araştırma, bundan 50 yıl önce işçi olarak Avrupa’ya adım atan Türkiye kökenli işçilerin bu süre zarfı içinde maalesef pek de fazla yol katedemediklerini gösteriyor.</p>
<p>Kopenhag’da bir kütüphanede görevli bir Danimarkalı arkadaşım, “Olanaklarımız dahilinde, Türkler ücretsiz okusunlar diye Türkiye’den çeşit çeşit kitaplar getirtiyoruz. Türkçe çıkan gazete, dergi, müzik vb yayınları ücretsiz onlar için takip etmeye çalışıyoruz. Ama nedense Türkleri kütüphanelere çekmekte zorlanıyoruz. Acaba biz mi bir yerlerde hata yapıyoruz?” diye sormuştu.</p>
<p>İletişim çağının en son dijital teknolojilerine, ekonomik krize rağmen Danimarka’da halen satılan kitap, resim, dvd, cd ya da benzeri sanat eseri sayısını, para verilerek okunan gazete sayısını, kütüphanelerden ödünç alınan eser sayısını, sergiye, tiyatroya, sinemaya, konsere giden insan sayısını ülke nüfusuyla orantıladığımızda, Avrupalı olamamaktan neyi kasttediğim sanırım daha net anlaşılacaktır.</p>
<p>Bazı istisnaları çıkartsak da, 50 yıllık Avrupa’daki bu süreç bize istisnaların kaiedeleri bozmadığını gösteriyor.</p>
<p>Çok iyi niyetle bir girişim başlatan meslektaşıma haksızlık mı ediyorum acaba diye de düşünmeden edemiyorum.</p>
<p>Belki biraz fazla karamsar bir tablo çizmiş ve haksızlık etmiş de olabilirim. Genelleme yapmamaya özen gösterdim. Tabii ki, Avrupa’da sosyal, siyasi, kültürel, sanatsal alanlardan tutun da mesleki, ticari alanlara kadar bir çok dalda başarılara imza atmış insanlarımız da bulunmakta. Umut vadeden eğitimli yeni nesiller sayesinde bu tablonun da zamanla değişeceğini umuyorum.</p>
<p><a href="mailto:cengiz.kahraman@haber.dk">cengiz.kahraman@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12072&amp;title=Avrupal%C4%B1+T%C3%BCrk+m%C3%BC%26%238230%3B+Hadi+ordan%21" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Avrupal%C4%B1+T%C3%BCrk+m%C3%BC%26%238230%3B+Hadi+ordan%21', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12072'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=12072</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Döneklik erdem midir?</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=12067</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=12067#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 23 May 2013 13:12:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SADİ TEKELİOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[HABERLER]]></category>
		<category><![CDATA[SADİ TEKELİOĞLU]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=12067</guid>
		<description><![CDATA[ Ben bu insanların, yani döneklerin ahmak, salak ve zavallı olduklarını düşünüyorum. Evet, ya o terk ettikleri ideolojilerini oluştururken salak, ahmak ve zavalıydılar ya da o düşünceyi terk edip kendilerine yeni bir patika çizerken salak, ahmak ve zavallılar.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar " style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=5"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/sadi1.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /></a></div>Dönmek fiili son yıllarda dilimizden düşmüyor. Dininden dönenler (dönme), ideolojisinden dönenler (dönek), cinsiyet değiştirenler (bunlara da dönme denmeye başlandı), dönüşüm vs…</p>
<p>Bu yazımda ideolojisinden dönenler üzerine bazı düşünceler paylaşmak istiyorum. İdeolojisinden dönenlere dönek deniyor. Son yıllarda medyanın gündemine, her türlü sosyal tartışmanın gündemine lap diye düşen bir çok dönekle tanıştık.</p>
<p>Genellikle 1970 ve 80’li yıllarda çoğunlukla solcu, komünist, sosyalist diye bildiğimiz bir çok isim bugünlerde popülist olup çıktılar. Gazetelerde köşe kaptılar, bakanlara danışman oldular, televizyonlarda yorumcu ve program yapımcısı oldular, “yazar” oldular.</p>
<p>Bunların zamanında dava arkadaşlığı yaptıkları kişiler bunları ideolojilerinden uğurlarken ne düşündüler, ya da bunları “hoş geldiniz muhterem” diye karşılayanlar şimdi onlar hakkında ne düşünüyor bilemem, ancak bu insanların yeryüzünde kendilerine tahsis edilen kaynak ve süreyi israf ettiklerini düşünmüşümdür hep.</p>
<p>Düşünsenize Türkiye’nin en iyi üniversitesine girebilecek zeka düzeyine sahip olarak yüz binlerce kişinin arasından sıyrılıyorsunuz. Ortadoğu ve Balkanların en değerli üniversitelerinde, değerli hocalardan ders alıyorsunuz ve tüm bunlar olup biterken kendinize bir dünya görüşü oluşturuyorsunuz ve elde ettiğiniz bilgi ve deneyimler sonucu var olan düşünce akımlarından birine kendinizi yakın hissederek o düşünceler yönünde yaşıyor mücadele ediyorsunuz.</p>
<p>Aradan yıllar geçiyor. Bunca kültür ve bilgi birikimi sonunda tuttuğunuz yoldan ayrılıyorsunuz. “Bugüne kadar yanlış düşünmüşüm” diyorsunuz kendinize ve çevrenizdekilere. Kendinize yeni dava arkadaşları ediniyor, yaşam stilinizi değiştiriyorsunuz. Pozitif düşünce, sorgulayan düşünce gibi alışkanlıkları rafa kaldırıp Ortaçağ zihniyetine kendinizi teslim ediyorsunuz. Siz, okuduğunuz üniversite sıralarındayken “Ortaokul öğrencisinin ağzından çıkabilecek” diye niteleyebileceğiniz şeyleri söyleyen insanların peşine takılıyorsunuz.</p>
<p>Dünya kurulduğundan beri hiç değişmeyen ideolojilere kaydınızı yaptırıyorsunuz. Yeme içme ve giyinme alışkanlıklarınız değişiyor, dostlarınız değişiyor, kullandığınız dil ve sözcükler değişiyor.</p>
<p>İşe yaradığınızı düşünüyorsunuz. Dönmekle, değişmekle marifet ettiğinizi sanıyorsunuz. Yeni dostlarınız da sizden çok memnun. Siz zamanında o kadar iyi yetişmişsiniz ki onlara çok yardımınız oluyor.</p>
<p>Bu dönekler genellikle parayı takip ettiklerinden olsa gerek kendilerine dindar bir patika çiziyorlar. Kendi inanmadıkları şeyleri sağa sola anlatmaya, eski dava arkadaşlarını dinazor olarak nitelemeye başlıyorlar. Zira suyun üzerinde kalabilmenin, aynada gördüğü portreye tahammül edebilmenin şartları bunlar.</p>
<p>Fakat ben bu insanların, yani döneklerin ahmak, salak ve zavallı olduklarını düşünüyorum. Evet, ya o terk ettikleri ideolojilerini oluştururken salak, ahmak ve zavallıydılar ya da o düşünceyi terk edip kendilerine yeni bir patika çizerken salak, ahmak ve zavallılar.</p>
<p>Dönekliğin nasıl algılandığı değil önemli olan. Döneklik, terkedilen düşünce veya merhaba denilen düşünce mensuplarında tabii ki farklı yorumlanır.</p>
<p>“Bize dönersen iyisin, bizden dönersen kötüsün” düşüncesi de normaldir. Ama dönen kişinin dönüşü konusunda kendisinin ne düşündüğü en önemlisidir. Bunu doğal bir gelişme tabiatın bir kanunu olarak savunacaktır. Oysa değişme bir düşünce ideoloji içinde olur. Savunduğunun tersine dönmek ise salaklık, ahmaklık ve zavallılıktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12067&amp;title=D%C3%B6neklik+erdem+midir%3F" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'D%C3%B6neklik+erdem+midir%3F', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12067'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=12067</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tecrübe değerli bir doktordur</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=12055</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=12055#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 May 2013 11:58:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>FEYZULLAH ARSLAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[FEYZULLAH ARSLAN]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=12055</guid>
		<description><![CDATA[Değerli okuyucular, öncelikle sizlere güzel bir yaz sezonu diliyor, hayırlı tatiller temmeni ediyorum. Bu yazımda tecrübe hakkında görüşlerimi ve düşüncelerimi bildirmeye çalışacağım.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;"><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=17"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/feyzullah.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />FEYZULLAH ARSLAN</a></div>Değerli okuyucular, öncelikle sizlere güzel bir yaz sezonu diliyor, hayırlı tatiller temmeni ediyorum. Bu yazımda tecrübe hakkında görüşlerimi ve düşüncelerimi bildirmeye çalışacağım.</span></p>
<p>İnsanlar geçmişten ders alıp, gelecekte daha iyi bir yaşam sağlar. Tecrübe değerli bir doktordur. Hastalık anında hastayı tedavi eder. Dünya yaşlıların tecrübesi gençlerin çalışması ile idare edilir. Geçmiş bizim için yatırımdır. Bunu iyiye ve kötüye kullanmak bizim elimizdedir. O halde yukarıdaki cümleleri yurtdışında, İskandinav ülkelerinde yaşyan vatandaşlarımıza indirgeyecek olursak somut bir takım önerilerde bulanabiliriz.</p>
<p>1970’li yıllarda Danimarka, İsveç, Norveç ve Finlandiya’ya ülkemizden gelen vatandaşlarımız, büyüklerimiz acaba neler ile karşılaştı. Ne sıkıntılar çekti, nasıl çözümler buldu, kimlerden, nerelerden destek gördü? Bu soruları oldukça uzatmak mümkün. Bunların cevabı, 1970’li yıllarda gelip bu sorunları yaşayan büyüklerimizden öğrenilebilir. Sadece öğrenmek kalmayıp, onlardan ders çıkarıp, hatta yazıp gelecek kuşaklara aktarıp paylaşmak gerekir. Hani ne derler; söz uçar yazı kalır, kalmasının ötesinde geleceğe ışık tutar, çözüm getirir. Büyüklerimizden geçmişi öğrenmek çektiği sıkıntıları ve nasıl çözüm getirdiklerini duymak için, onlara sormak, onları dinlemek ve onların anlattıklarını yazmak gerekir. İşte bunu yaparken hem büyüklerimizi önemsemiş ve değer vermiş, hem tecrübelerini dinliyerek ders çıkarmış hem de gelecek kuşaklara aktarmış oluruz. Bu tür davranışlar, büyüklerimizi memnun etmenin yanında, yapanları da sevimli, sempatik, ilgili ve bilgili hale getirir. İnsanları yücelten elde ettiği başarılardır. İcat etmek sabırla olur. Çocukluğunda oğlu ceza evine giren bir babanın oğluna yazdığı mektubu ve oğlunun yazdığı cevabı anlatarak, yaratıcı zekayı bize anlatmaya çalışmışlardı:</p>
<p>Oğlu cinayet suçlamasıyla ceza evine giren bir baba olaya çok üzülür ve oğluna mektub yazar;  “oğlum tarlayı sürüp patates ekme zamanı geldi ancak sen yoksun ben de yaşlıyım, inşallah çıkarsın da seneye süreriz”. Mektubu okuyan oğlu çok üzülür ve babsına hitaben, “baba sakın tarlayı sürme, cesedi oraya gömdüm” diye mektup yazar (oysaki çocuk suçsuz ve adam öldürmemiştir). Mektubu okuyan ceza evi yönetimi jandarma ve polise haber verir. Onlar da tarlayı baştan sona cesedi bulmak amaçlı iyice sürdürürler ama cesedi bulamazlar. Tarla sürülmüşken yaşlı baba da patatesleri ektirir. Birkaç gün sonra oğlundan gelen mektupta “baba kusura bakma sana yalan söyledim ama başka türlü yardım etme şansım yoktu” yazar.</p>
<p>Burada zor şartlarda ceza evindeki birisinin bile yaratıcı zekasıyla babasına nasıl yardım ettiği görülmektedir. Burada tecrübenin önemi ve gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>Ben 2009-2012 yılları arasında Emniyet Müşaviri olarak Danimarka’da görevliyken sık sık derneklere ve camilere gittiğimde oradaki siz değerli üyelerle, cemaatle ve büyüklerimizle sohbetlerimizde ilk geldikleriniz yıllarda karşılatıklarınız sorunları, çözüm yol ve yöntemlerinizi, yaşantılarınızı, başarılarınızı ve diğer iligili konuları dinlerken çok önemli ve değerli bilgiler edindim. Öğrendiklerimi de yazarak paylaşmaya çalışıyorum. Bana tecrübelerini aktarırken, helal et bulmak için ne sıkıntılar çektiklerini, bayram namazını kiralık salonlarda nasıl kıldıklarını, dil bilmedikleri için markatlerde ne sıkıntılarla alışveriş yaptıklarını dinlemek benim için güzel tecrübelerdi. Hepsine sağolsunlar diyor saygılarımı sunuyorum. Haber gazetesi sayesinde, yardımsever ve konuksever kişiliği ile Danimarka’ya ilk gelen Türklerin kalbinde taht kuran ve kendisine Ayşe denilmesine müsade eden Marianne Kabakçı’nın ilk Türk misafir işçilerle tanışmasından, nasıl Ayşe olduğuna, Kabakçı soyadının nereden geldiğine kadar bir çok bilgiye sahip oldum, Türklerle olan tecrübelerini öğrendim. Gençlere, büyüklerinin tecrübelerini çok daha falza dinlemelerini, onlarla sıkı sık sohbet etmelerini, onlara daha fazla vakit ayırmalarını öneriyor yarın için en iyi yatırımın bugün yaptığınız iyilikler olduğunu belirtiyorum. Güçlü anda iyilik yapan güçsüz anda sıkıntı çekmez.</p>
<p>Bu kadar ciddi şeylerden sonra biraz da gülelim diyor aşağıdaki cümleleri bilgilerinize sunuyorum.</p>
<p>- Doktar hastaya sorar ateşiniz var mı? Hasta hemen çakmağını çıkarır.</p>
<p>- Allah yürü ya kulun demiş olmalı. -Nereden anladın? Cvp: Arabasını sattı.</p>
<p>- Kevgiri neden çöpe attın? Cvp: Görmüyor musun her tarafı delik deşik olmuş.</p>
<p>- Neden saatlere cam yaparlar? Cvp:  Akrep sokmasın diye.</p>
<p>- Sen hiç sahanda yumurta yedin mi? Cvp: Evet. -O zaman bir de deplasmanda ye.</p>
<p>- Kedi merdivenden atladı (Ali). Pisik merdivenden hopladı (Veli).</p>
<p>- Sizin yüzünüzü bir başka yerde gördüm. Cvp: Sanmam doğduğumdan beri kendi yüzümü kendim kullanıyorum.</p>
<p>Kalın sağlıcakla&#8230;</p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12055&amp;title=Tecr%C3%BCbe+de%C4%9Ferli+bir+doktordur" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Tecr%C3%BCbe+de%C4%9Ferli+bir+doktordur', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12055'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=12055</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İyimserlik ve umut akrabadır</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=12052</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=12052#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 22 May 2013 11:27:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HÜSEYİN DUYGU</dc:creator>
				<category><![CDATA[HÜSEYİN DUYGU]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=12052</guid>
		<description><![CDATA[ Sevdamızın, düşlerimizin üstüne saldırıldımı nasıl savunuruz kendimizi, nasıl ayakta kalır ve yolumuza nasıl devam ederiz? Anılar geçmişimiz, yaşadıklarımız ve takındığımız tavır bizi biz yapan yapı taşlarıdır. ]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;"><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=2"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/huseyin_sort.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />HÜSEYİN DUYGU</a></div> Sevdamızın, düşlerimizin üstüne saldırıldımı nasıl savunuruz kendimizi, nasıl ayakta kalır ve yolumuza nasıl devam ederiz? Anılar geçmişimiz, yaşadıklarımız ve takındığımız tavır bizi biz yapan yapı taşlarıdır. Sımsıcak anılar hep memnuniyet ifade eden gülümseyişlerle anımsanacaktır. İyimserlik  ve umut sevinçle çiftleşti mi yaşam güzelleşir.</span></p>
<p>İyimserlik olumlu enerji arama isteği, umut kaybedildiğini sanıldığı sırada kaybetmeden yola devam edebilmektir. Kurudan esin kaynağı olarak çağlayabilmektir.  Asıl kaynağı bilgilenmek ve aydınlanmaktır ve çözüm üretmektir. İyimserlik insanı harekete geçirir, umut ise bizi salakça iyimserliklerden arındırır ve hedefi  netleştirir.</p>
<p>Bilinen bir efsaneye göre, bir eski Yunan prensesi olan Pandora’ya güzelliğini kıskanan tanrılar tarafından gizemli bir kutu armağam edilir ve hiçbir zaman açmaması gerektiği söylenir. Ancak bir gün, merak hissinin baştan çıkarıcılığına kapılan Pandora kutunun içine bakmak için kapağı kaldırır ve dünyaya hastalık, mutsuzluk ve çılgınlık gibi büyük belaları salmış olur. Ama ona acıyan bir tanrı hayattaki tüm dertlerin tek çaresi olan ‘ umut’u ’ kutuda tutacak bir şekilde kapağı kapatmasını sağlar.</p>
<p>Umut,  sadece dertlere karşı bir teselli kaynağı değildir, aynı zamanda çözüm arayışıdır. Yaşamımızda bizi şaşırtacak kadar güçlü bir rol oynar. Her şeyin zamanla yoluna gireceğine inanan aşırı iyimser görüşten öte bir şeydir.  İyimser ya da kötümser bakışımımız uzun süren bir yaşam şeklimimizden kaynaklanabilir. Bilgilenmek, deneyim edinmek insanın bakış açısını değiştireblir. Örneğin çaresizlik ve umutsuzluk yerini, iyimserlik ve umutla değiştireblir. Kendini yenilemeyen insanda kötümserlik umutsuzluğa yol açarken, kendini yenileyen de ise iyimserlik umut yaratır.</p>
<p>Hedefler ne olursa olsun, onlara ulaşmak için gerekli irade ve yöntemlere bilinçli bir biçimde sahip olanlar her koşulda yollarına devam ederler. Umut, zorlu engeller  ya da büyük yenilgiler karşısında bunaltıcı kaygıya ve teslimiyetçi bir tutuma yenik düşmemektir.</p>
<p>İyimserlik, tıpkı umut gibi zorluklara karşın yaşamda her şeyin iyi gideceğine dair güçlü bir beklentidir. İyimser bir tutum zorluklar karşısında bizi umutsuzluğa, bunalıma karşı koruyan bir tavırdır. Ve yakın akrabası olan umut gibi, iyimserlik de yaşamımıza kazanç katar, ama salakça iyimserlik felakete yol açabilir.</p>
<p>Ama gene de en kötü iyimserlik, en iyi kötümserlikten daha iyidir.</p>
<p>Bir kişinin nasıl bir insan olduğunu anlamamız için, işler çıkmaza girdiğinde, onun yoluna devam edip etmediğine bakarız. Yalnızca yeteneklerimizle değil, yenilgiler karşısında sergilediğimiz dayanıklılığımız da, bizim kişiliğimizi görünür kılar.</p>
<p>İyimserlik iyidir ama umut aynı zamanda korkmamaktır, kendine güvenmektir. Kötülük içinden aydınlığı görmektir umut. Gerektiğinde bir militan gibi göğüs göğüse çarpışarak yaşamı savunmaktır. Karanlıktan sonra şafağın geleceğini görebilmektir.  Kazanmak istemektir. Cesaret, sevgidir ve sevdiğini gerçekten sevmektir umut. Nazım Hikmet yıllarca zindanlarda tutulduğu halde umutlu yaşamayı başarabilmiştir ve bize umut bırakanlardandır.</p>
<p>Seni düşünmek güzel şey, ümitli şey</p>
<p>Dünyanın en güzel  sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.</p>
<p>Fakat artık ümit yetmiyor bana,</p>
<p>Ben artık şarkı dinlemek değil,  şarkı söylemek istiyorum&#8230;</p>
<p><a href="mailto:Huseyin.duygu@haber.dk">Huseyin.duygu@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12052&amp;title=%C4%B0yimserlik+ve+umut+akrabad%C4%B1r" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', '%C4%B0yimserlik+ve+umut+akrabad%C4%B1r', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12052'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=12052</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Derenin derinliğini avanağa ölçtürürler</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11898</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11898#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 May 2013 11:56:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ALI HAYDAR NERGIS</dc:creator>
				<category><![CDATA[Ali Haydar Nergis]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11898</guid>
		<description><![CDATA[İsveç'te, seçimi kazanan milletvekili, hemen öyle pılını pırtısını toplayıp başkent Stockholm'e akın etmez.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;"><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=25"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/alihaydar.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ALI HAYDAR NERGIS</a></div>İsveç&#8217;te, seçimi kazanan milletvekili, hemen öyle pılını pırtısını toplayıp başkent Stockholm&#8217;e akın etmez. Seçim bölgelerindeki doğal varlıklarını sürdürürler. Stockholm&#8217;e, oylamalara, genel kurul çalışmalarına katılmak için gelirler. Meclis çalışmalarını rahat sürdürebilmeleri için Stockholm&#8217;de kiraladıkları ikinci evleri için devletten kira yardımı alırlar. Hepsi öyle kelli, felli kişiler de değildir. Saçı, sakal birbirine karışmış, hırpani kılıklı olanları da var. Kent içinde bisikletle dolaşır. Birahanelerde halkın arasında oturur, gösterişsiz, sade bir yaşam sürdürürler. İşte, iktidardaki sağcı parti milletvekilini böyle bir ortamda tanıdım. Biraz havadan, sudan konuştuktan sonra, geldiğim ülkeyi sordu. Öğrendiğinde, &#8216;</span><b style="font-size: 13px; line-height: 19px;">&#8216;Erdogaaan!&#8221; </b><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;">diye uzatarak bir sevinç narası attı. </span><b style="font-size: 13px; line-height: 19px;">Tayyip Bey</b><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;">&#8216;i çok seviyordu; </span><b style="font-size: 13px; line-height: 19px;">&#8221;Şu Beşer Esad&#8217;ı bir devirirse, Kürdistan&#8217;ı da kursa&#8221; </b><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;">daha çok sevecekti. Nobel Barış Ödülü&#8217;nü vermek için sabırsızlıkla bekliyorlardı.</span></p>
<p>Sözü dolaştırmadan sordu: <b>&#8221;Öcalan ne zaman serbest bırakılacak?&#8221;</b></p>
<p><b>&#8221;Erdoğan, bunun mümkün olmadığını söylüyor.&#8221; </b>dedim.</p>
<p>Şaşırma ile gülümsemenin birbirine karıştığı alaylı bir ifadeyle, <b>&#8221;Öcalan&#8217;ın özgürlüğüyle sonuçlanmayacak bir barış süreci olmaz. Erdoğan akıllıdır. Zaman içinde halledecek işi..&#8221;</b></p>
<p>Saf saf, &#8216;<b>&#8216;Bilmem!&#8217;</b>&#8216; diyorum..</p>
<p>Sokakta gürültü vardı. Bazı sol örgütler ve Müslüman kuruluşlar, az ötedeki Möllavången Meydanı&#8217;nda büyük bir gösteri düzenlemişti. <b>Hollanda&#8217;daki İslam karşıtı Özgürlük Partisi</b> (PVV)&#8217;nin lideri <b>Geert Wilders, </b>Malmö&#8217;de düzenlenen<b> </b>ırkçı ve Müslüman düşmanı bir toplantıda konuşacaktı. Toplantı, başlamadan önce sol ve Müslüman gurupları tarafından protesto ediliyordu. Sağcı parti milletvekili, <b>Geert Wilders&#8217;</b>i kınayan bu seslerden rahatsız oldu. Yüzünü buruşturarak bana sordu: &#8216;<b>&#8216;Dünyanın her yanıdaki İslami yükseliş seni de rahatsız etmiyor mu?&#8217;</b>&#8216; Şaşırdım, ne diyeceğimi bilemedim. Az önce <b>Tayyip Bey</b>&#8216;i çok sevdiğini söyleyen adam, aynı zamanda bir İslam düşmanıydı..</p>
<p>İsveç ve Danimarka&#8217;da İslam düşmanlığı her geçen gün daha da artıyor. Bilinmeyen bir el, gizli gizli İslam karşıtlığını kışkırtıyor sanki. Orta Doğu&#8217;daki savaş, Müslüman düşmanlığı ile birlikte yürütülüyor. Gazetelerde, televizyonlarda yayınlanan Orta Doğu ile ilgili her kanlı görüntü, saldırı hangi taraftan gelirse gelsin, Müslümanların hanesine yazılıyor. Partiler, sivil toplum kuruluşları da ev temizliği yaparak içlerindeki Müslümanları ayıklıyor. Son olarak, İsveç Sosyal Demokrat Partisi Merkez Yürütme Kurulu&#8217;nun Müslüman kökenli üyesi <b>Ömer Mustafa,</b> parti içi baskılar nedeniyle istifa etmek zorunda bırakıldı. &#8216;<b>&#8216; Eşcinsel karşıtı&#8217;</b>&#8216; ve <b>&#8221;Yahudi düşmanı&#8221; </b>olmakla suçlanan <b>Ömer Mustafa&#8217;</b>nın, 2 yıl kadar önce internette paylaştığı bir notta, <b>&#8221;İsrail, emperyalizmden güç ve nefes alıyor&#8221; </b>şeklinde bir ifadeler kullandığı saptandı. Bu not, kayıtlardan bulundu, suç kanıtı olarak önüne kondu.</p>
<p>Son bir örnek de Danimarka&#8217;dan..</p>
<p>Haberi, Danimarka&#8217;da Türkçe yayınlanan <b>HABER</b> gazetesinden verelim:</p>
<p><b>&#8221;Genç göçmenlere demokrasi eğitimi vermek amacıyla kurulan Genç Göçmenler Derneği, (Ny-Dansk Ungdomsraad), Uyum Bakanlığı tarafından her yıl verilen 1 Milyon Kronluk yardımın kesilmesi üzerine kendini feshetme kararı aldı. Dernek, New York’ta düzenlenen terör 11 Eylül saldırısının yıl dönümünde, Minhaj-ul Kuran adlı İslamcı örgütün kurucusu ve profesör Tahir-ul-Qadri’yi konuşma yapmak üzere Kopenhag’a davet etmiş, bu davet bir çok siyasetçi ve konsey dışındaki göçmenler tarafından eleştirilmişti.&#8221;</b></p>
<p><b>Başbakan Erdoğan</b>&#8216;ın, Danimarka; <b>Cumhurbaşkan</b>ı <b>Gül&#8217;</b>ün İsveç ziyaretlerinden hemen sonra, bu ülkelerde ivme kazanan Müslüman düşmanlığının nedenlerini anlamak da mümkün değil..</p>
<p>Tam yazıyı bitirmek üzereyken İsveç emeklisi, Divrik&#8217;li<b> Kamber Day</b>ı aradı. Telefonda ülke sorunları üzerinde dertleşirken,<b>&#8221;barış süreci&#8221;</b> adı altında yapılan yanlışlıklara,<b> &#8221;akil insanlara&#8221; </b>verdi, veriştirdi; &#8216;<b>&#8216;Bizim Suriye&#8217;de ne işimiz var, bölgenin gıllı, gıçlı işlerini bize yaptırmaya çalışıyorlar.</b> &#8221;dedi; sohbeti bir İç Anadolu sözüyle bağladı:</p>
<p><b>&#8221;Derenin derinliğini avanağa ölçtürürlermiş..&#8221;</b></p>
<p><a href="mailto:ali.nergis@gmail.com" target="_blank">ali.nergis@gmail.com</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11898&amp;title=Derenin+derinli%C4%9Fini+avana%C4%9Fa+%C3%B6l%C3%A7t%C3%BCr%C3%BCrler" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Derenin+derinli%C4%9Fini+avana%C4%9Fa+%C3%B6l%C3%A7t%C3%BCr%C3%BCrler', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11898'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11898</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çeteniz Batsın</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11791</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11791#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2013 16:19:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>YILDIZ AKDOĞAN</dc:creator>
				<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>
		<category><![CDATA[YILDIZ AKDOĞAN]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11791</guid>
		<description><![CDATA[Geçtigimiz günlerde bir aile ziyaretinden eve dönerken,  Nörreport’taki trafiğe kapatılmış Lundtofte caddesinde polis arabalarının ışıkları ve polis memurları belirdi.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=9"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/yildiz_akdogan666.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />YILDIZ AKDOĞAN</a></div>Geçtigimiz günlerde bir aile ziyaretinden eve dönerken,  Nörreport’taki trafiğe kapatılmış Lundtofte caddesinde polis arabalarının ışıkları ve polis memurları belirdi. Jylland’deki sessiz, sakin villa bölgelerindeki durumun aksi bir durum söz konusuydu burada. Kendi aramızda sonunda evimizdeyiz, Nörreport’ta diye şakalaştık.</p>
<p>Fakat şaka bir yana ortada hoş olmayan bir durum vardı, özellikle de polis memurunun anlattıklarına bakılırsa, bundan bir kaç saat önce birileri havaya tam on el ateş açmış, tam da benim bazen arkadaşımı ziyaret etmek için geçtiğim bu yolda ve atışlar Kopenhag’ın bir bölümünde ve çevresinde hala devam ediyormuş.</p>
<p>Ne oluyor da bu bir grup genç ‘Göçmen Kökenli Çete tanımlaması altında, bu ülkede doğup büyümüş olmalarına rağmen’ ortalıkta koşuşturup Vahşi Batı oyununu oynuyorlar?</p>
<p>Merak ediyorum, acaba bu gençlerin çete kurup, ortalıklarda dolaşıp, cadde ve sokakları biz vatandaşlar için güvensiz hale getirmekten başka yapabilecikleri daha iyi şeyler yok mu?</p>
<p>Cevabı o kadar basit değil, birçok açıklama var ve bir çok yeni soru belirmekte. Fakat kesin olan tek birşey var o da, çeteler etnik kökenli gençleri çekiyor aynı çöp yığınlarının uçuşan sinekleri çektiği gibi. Nedense altkültür maalesef bu gençler için okul, aile ve futbol kulüplerinden çok daha cazip. Peki neden?</p>
<p>Bir grubu genelleştirmek ve kategorize etmek tehlikesine düşmeden, yine de bir açıklama yapmak istiyorum. Çete çevresine çekilmiş bu çocuklara bakıldığında çoğunun aslında çaresiz olduğu söylenebilir. Geriye dönüp bakıldığında çocukluk dönemlerinden gelen bir durumla karşılaşıyoruz, annelerin yanlış ilgisi ve babaların yetiştirme dönemindeki sorumluluklarını yerine getirmedeki eksiklikleri.</p>
<p>Bu çocuklar okula başlayana kadar neredeyse besleniyorlar ve yetiştirilirlerkende kimin yemek yaptığıyla, çamaşırları yıkadığıyla, temizlik yaptığıyla ya da kuralları koyduğuyla hiç ilgilenmiyorlar.</p>
<p>Nadir eleştiriliyorlar, daha çok anneleri tarafından sevgiyle karışık abartılmış taparçasına övgü almaya alışık olan bu çocukların belleklerinde tuhaf bir kadın modeli mevcut, özellikle de kadın otoritesi söz konusu olduğunda. Çocukluk dönemi tamamen sınırları olmayan bir süreç bu çocuklar için.</p>
<p>Ergenlik dönemine yaklaşıldığında ise gereksinimler birden ve sürekli geldiğinden etkiler değişik biçimde hissedilmeye başlanıyor. Birden ‘yetişkin’ muamelesi görüyorlar ve artık kültürel kural ve normlara uyulması beklenirken bir şekilde kendileri yollarını tayin ediyorlar. Aslında hiçte kolay olmayan bir görevdir bu onlar için, öte yandan dengede tutmaları gereken evin dışındaki gereksinimler de düşünüldüğünde.</p>
<p>Adam olmanın ve herşeyi üstlenmek zorunda olmanın getirmiş olduğu baskı ve beklentiler o kadar ağır olunca, okuldan ve staj yeri aramaktan vazgeçmek ve kendilerine benzer kişileri caddelerde bulup,  bu topluluklara dahil olmak çok daha kolay bir yoldur onlar için. Birden birer birey olurlar, suç işleyerek para kazanabilirler, güç ve etki sahibi olurlar&#8230;kendi gözlerinde.</p>
<p>Bazı aileler bu gençler karşısında çaresizken, bazı aileler problemleri görmezden gelip zamanla sorunların çözülebileceğine inanıyorlar. Kimi aileler ise doğru bir evlilik ve doğru bir eşin çocuklarını düzeltebileceği hayalini kuruyor.</p>
<p>Ancak tüm sıkıntı bu gençlerin yetiştirilme dönemlerindeki yanlışlıklardan kaynaklanıyor, hiç bir zorunluluk ve sorumluluk verilmemiş bu gençler bir fiyaskoya mahkum edilmişler.</p>
<p>Onlar yardıma muhtaç ve zayıflar, başlarında anneleri olmadığından birbirlerine yardım ediyorlar.</p>
<p>Şu anda Kopenhag belediyesinin yürütmüş olduğu çetelere yardım girişimleri mevcut, ki bunun çok daha önceleri başlatılması gerekirdi. Başlanılması gereken nokta annelerdir,  özellikle de annelerin çoğunun  pasif ve tek bir kelime Danca bilmedikleri düşünüldüğünde&#8230;</p>
<p>(Çeviri: Şule Sertdemir)</p>
<p><a href="mailto:Yildiz.akdogan@haber.dk">Yildiz.akdogan@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11791&amp;title=%C3%87eteniz+Bats%C4%B1n" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', '%C3%87eteniz+Bats%C4%B1n', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11791'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11791</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hey, sen!</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11789</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11789#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2013 16:18:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11789</guid>
		<description><![CDATA[Althusser 1970´li yıllarda “devlet ve ideoloji” üzerine önemli iddia ve teoriler öne sürdü]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=8"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ÜZEYİR TİRELİ</a></div>Althusser 1970´li yıllarda “devlet ve ideoloji” üzerine önemli iddia ve teoriler öne sürdü. Bunlardan birisi ”özne olmakla” ilgili. Bu kuramını açıklarken de şöyle bir örnek veriyor: Kalabalık bir caddede yürürken arkadan bir düdük sesi veya ”hey, sen!” diye bir ses duyuyorsunuz. Geriye dönüp bakıyorsunuz.</p>
<p>İşte bu geriye dönüp bakma esnasında birey özneye dönüşüyor. Birey kendini o sesin öznesi olarak görüyor ve kendini o sese cevap vermeye hazırlıyor. O bireyin caddede yürümesinde şüpheli hiç bir şey olmamasına rağmen, kişi seslenilenin kendisi olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Althusser´e göre o ses ideolojik bir ses ya da ideolojinin sesi. Dolayısıyla toplumdaki yaygın ideolojiler kendilerine has özne inşa ederler, yani ideolojinin istediği yönde birey yetiştirirler. İdeolojilerin hedefi de budur zaten.</p>
<p>Althusser neden şimdi aklıma geldi? Geçen hafta Boston´daki patlama yüzünden. Kendimi birden o olayın (dolaylı) sorumlusu hissettim. Hangi “batı” ülkesinde olursa olsun, bir patlama olsa, bir bomba patlasa ya da birileri öldürülse, kafamda oluşan ilk soru “umarım Müslüman veya Ortadoğulu biri değildir” oluyor. Bu Norveç´teki Breivik olayında böyleydi, şimdi Boston olayında da aynı. Ortadoğu`nun bir çok ülkesinde hergün yüzlerce insanın öldürülmesi, yerinden yurdundan edilmesi nerdeyse hiç aklıma gelmezken, Amerika´da, Avrupa´da bir patlama olması artık bende fobiler oluşturmaya başladı. Aynı şekilde bu günlerde depremden Çin´de yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi sanki çok doğal bir olaymış gibi bende iz bırakmazken, Boston olayının hemen arkasından bir gübre fabrikasında meydana gelen patlamaya “inşallah kaza olmuştur, birileri patlatmamıştır” diyerek tepki gösterdim. Sanıyorum birçoğumuz aynı duygu ve düşünceler içindeyiz. ”Kardeşim bana ne” diyemiyoruz.</p>
<p>Boston olayında da aynı durum. Umarım ”bizden” biri değildir diye hep aklımdan geçirdim. Ortadoğu´daki ve Asya´daki bombalar, kavgalar ve savaşlar beni ”rahatsız etmezken”, neden Batı ülkelerinin birinde küçük bir patlama beni rahatsız ediyor,  kafamı meşgul ediyor? Belki Althusser haklı diye düşünüyorum.</p>
<p>Belki hepimiz bu ”terör” diyen sesin öznesi olduk, yani hepimiz kendimizi terör konusunda sorumlu ve suçlu hissediyoruz. Daha doğrusu öyle hissettiriliyor. Peki bu duygu ve anlayış bize nereden geliyor? Belki Althusser´in iddia ettiği gibi belli bir ideolojiden değil (çünkü ideoloji kavramının geçerliliği tartışılır oldu), ama ideolojiyle neredeyse eş anlamlı olan ”söylem” yüzünden. Bu günkü yaygın söylem bizi terörün öznesi yaptı. Nasıl mı? Gazate, televizyon ve kamusal alandaki tartışmalarda ver yansın ederek. Sürekli Müslüman veya Ortadoğulu birini terör sorusuna yanıt vermesini isteyerek. Terörün bu insanların dininde, dilinde, kültüründe ve hatta kanında olduğu düşüncesini herkese benimseterek. Aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz düşünce ve davranış biçimlerini bize mal ederek.</p>
<p>Böylece hepimiz maalesef terörün öznesi olduk gibi. Bu durum insan ve toplum sağlığı için hiç iç açıcı bir durum değil. Bize empoze edilen (ve empoze edildiğini fark edemediğimiz) sorumluluk ve suçluluk öznesine, alternatif bir özne yaratmak gerekiyor. Bunun içinde ayrı bir ses, yeni bir ses (söylem) gerekli. Henüz terör-Ortadoğu-Müslüman üçgeninde devam eden ve yaygın hale gelen söyleme alternatif bir söylem pek ufukta görülmüyor.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11789&amp;title=Hey%2C+sen%21" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Hey%2C+sen%21', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11789'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11789</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Para ya da renk …ve kopan kayış</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11787</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11787#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2013 16:16:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>SADİ TEKELİOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[SADİ TEKELİOĞLU]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11787</guid>
		<description><![CDATA[Anladınız mı şimdi masum insanlar “ulvi” bir amaç için öldürülünce nasıl oluyormuş?]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=5"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/sadi1.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />SADİ TEKELİOĞLU</a></div>Anladınız mı şimdi masum insanlar “ulvi” bir amaç için öldürülünce nasıl oluyormuş?</p>
<p>Bundan iki hafta önce Boston Maratonu’na yapılan bombalı saldırıda ölen üç kişi Batılıların insanı değerlerinin para, dini inanç ve ten rengine endeksli olduğunu gösterdi.</p>
<p>Boston’da patlayan bombalar terör saldırısı idi. Terörün kol gezdiği yerlerde hep masum insanlar hayatını kaybeder. Bunlara tepkili olmak gayet doğaldır. Ve her zaman tepki gösterilmelidir.</p>
<p>Ancak Avrupa ve Amerika’da yaşayan insanların terör karşısında tepkilerini dile getirirlerken gösterdikleri hassasiyet ve iki yüzlülük en hafif tabiriyle mide bulandırıcıdır.</p>
<p>Daha da ileri gideyim; ırkçılık ve ayrımcılıktır.</p>
<p>Daha önceleri bir çok kez göstermiş olmaları gereken tepkileri göstermedikleri için son bombalama olaylarına gösterdikleri tepkinin içi boşalmıştır.</p>
<p>Medyaya yansıyan açıklamalarda okuyucu mektuplarında, sosyal medyada teröre tepkilerini dile getirirlerken Batılılar gerçek yüzlerini de ortaya koydular. ABD gibi dünyanın en zengin ülkesinde bombalı saldırının kurbanları için yardım kampanyaları başlatanlara ne demeli?</p>
<p>Bu tepkilerini en ağdalı, en çetrefilli, en yaratıcı cümlelerle ortaya koyan insanların bugüne kadar Irak ve Afganistan’da düğün için bir araya gelmiş onlarca insanın “yanlışlıkla” öldürülüvermelerine, yine insansız  imha uçaklarının bombalarıyla yanlışlıkla köylerinin yerle bir edilmelerine, Irak’ta evsiz kalan 6 milyon insana, nüfusun dörtte birinin evsiz kaldığı Suriye’ye söyleyecek bir tek sözleri bile yoktu.</p>
<p>“Ben terörle mücadele ediyorum” diyerek, medyayı da yanına alarak, politikacıları da insanların gözlerini kör edecek açıklamalar yapmaya şartlayarak Irak’ın altını üstüne getirdiler. “Kitle imha silahı var” diyerek yüzbinlerce insanı öldürdüler,  milyonlarca insan kayboldu, yaralandı ve sakat kaldı. 3,5 milyon aile evsiz kaldı.</p>
<p>Umurumuzda değildi.</p>
<p>Afganistan’da barış ve demokrasi getireceğiz diyerek her türlü kanunsuzluk ve hukuksuzluğa ve vahşete yeltendiler. Kendi gönderdikleri askerlerin tabutları gelirken eli kolu, bacağı kopmuş gencecik askerler geri gelirken bile halkın gözünü boyamayı ihmal etmediler. O çocukların gençlerin anneleri babaları bile hala çocuklarının “ulvi” bir amaç için oralar gidip öldüğünü, kolunu bacağını kaybettiğine inandırıldı.</p>
<p>Ve tüm bu vahşeti yaşatırken batılılara “Biz sizi terörden koruyoruz” diyerek gaz verdiler, jandarmalığa soyundular. Oysa Dünyada hiç bir ulusun, devletin ABD’nin korumasına ihtiyacı yok, ama retorik öyle ki artık hangi ülkede olursa olsun, herhangi bir ulus kendini tehdit altında hissettiği zaman ABD diyor başka bir şey demiyor.</p>
<p>Evet Boston bombaları konusunda gösterilen abartılı tepki ve empatinin ardında aslında vicdan azabı yatıyor. O kuş uçmaz kervan geçmez dağ köylerine bir gece yarısı yağdırılan ölümlere sessiz kalmanın, umursamamanın verdiği vicdan azabı. Umursamazlığın, çaresizliğin vicdan azabı. Kötünün istediğini yapabildiğini görmenin verdiği acizliğin dışa vurumu.</p>
<p>Her ne kadar doğrudan söylemeseler de Avrupalıların inandığı demokrasi, inanıp saygı duyduğu insan hakkı, değer verdiği ifade özgürlüğü ve özgür düşünce kendileri söz konusu olduğu zaman ortaya çıkıyor.</p>
<p>Başka bir ülkenin demokratik geleneklerine saygı duyulmuyor mesela. Avrupalıyı ya da Batılıyı eleştiren bir ifade özgürlüğü kullanımını ilkel tartışma yöntemi ya da yalan diye reddedebiliyorlar.</p>
<p>Hal böyle olunca da yüzbinlerce insanın canına kıyan bir ülkede canı kıyılan insanları ülkesinden biri gelip üç kişiyi öldürünce sanki o yüzbinler sıfırlanmış oluyor.</p>
<p>Evet Boston’da üç kişinin ölmesi aslında yüzbinlerce kişinin ölümüne olan tepkisizliğin bir gerekçesi oluveriyor birden bire. Üç kişinin ölümüne tepki gösterince sanki yüzbinlerin öldürülmesi haklılık kazanıyor.</p>
<p><a href="mailto:Sadi.tekelioglu@haber.dk">Sadi.tekelioglu@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11787&amp;title=Para+ya+da+renk+%E2%80%A6ve+kopan+kay%C4%B1%C5%9F" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Para+ya+da+renk+%E2%80%A6ve+kopan+kay%C4%B1%C5%9F', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11787'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11787</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Futbolun kalitesi</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11785</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11785#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2013 16:15:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>İRFAN KURTULMUŞ</dc:creator>
				<category><![CDATA[İRFAN KURTULMUŞ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11785</guid>
		<description><![CDATA[Türk futbolu bu yıl kulüpler bazında Avrupa arenasında gidebildiği yere kadar gitti.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=6"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/Irfankurtulmus.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />İRFAN KURTULMUŞ</a></div>Türk futbolu bu yıl kulüpler bazında Avrupa arenasında gidebildiği yere kadar gitti.</p>
<p>Şampiyonlar Ligi’nde Galatasaray çeyrek finalde, dünya devi Real Madrid’e deplasmanda yenilmesine rağmen İstanbul’daki rövanşta rakibini 3-2 yenerek alnının akıyla elendi.</p>
<p>Elenmeye sevindiğimizi zannetmeyin.</p>
<p>B.Münih-Barcelona (4-0) ilk yarı final maçını izledikten sonra biz niye olmayalım diye hayıflandık&#8230; Bu sene buraya kadarmış deyip seneye daha iyisini ümit edelim.</p>
<p>Fenerbahçe, bu yazı kaleme alındığında UEFA Ligi’nde Benfica’ya karşı yarı final ilk maçını daha oynamamıştı.İki karşılaşmanın sonucunun ne olacağını kestirmek zor. Ama, F.Bahçe bu turnuvadaki en zor rakibi Benfica’yı ekarte ederse, 13 yıl aradan sonra UEFA Kupasının 2. kez ülkemize geleceğine inananlardanım. Çünkü, Sarı-lacivertliler bu engeli aştığı zaman finalde o moralle karşısına kim çıkarsa çıksın yener gider.</p>
<p>G.Saray, 2000 yılında o moralle geldiği Kopenhag’daki UEFA finalinde Arsenal’i penaltılarda yenip tarihte ilk kez kupayı almadı mı?</p>
<p>Futbolcu psikolojisi çok önemlidir. Yalnız, buna tüm camia ve futbolcuların inanması lazım.</p>
<p>Her iki takıma da bu yılki Avrupa performansları için tebrikler. Didier Drogba ile Wesley Sneijder’in futbolcular için vergi cenneti Türkiye’ye gelmeleri futbolumuz adına büyük kazanç.</p>
<p>G.Saray gibi diğer büyük takımlarımızda, önümüzdeki sezon için bu klasta futbolcu ya da futbolcuları kadrolarına katmak zorunda kalacak. Taraftarına bundan böyle o ayarda olmayan yabancıları zor anlatırsın&#8230;</p>
<p>Bir de, Avrupa’da ekonomik kriz nedeniyle ve bazı ülkelerde yüksek vergi oranları birçok yıldızın gözünü Türkiye’ye çevirecektir. Ülkemize gelecek kaliteli yabancılar, futbolumuzun kalitesini arttıracağı gibi rekabeti de üst seviyeye çıkartacak. Burada, akıllı transfer yapacaklar yine pastanın en büyüğünü götürecek diğerleri seyredecek.</p>
<p>Sezon boyunca, 4-5 adama 5-10 milyon EURO vereceğine 2-3 yıldıza 15 milyon ver bin kere karlı çıkarsın. Alt yapılarına yatırım yapmayan kulüplerimiz bunu iyi düşünmeli. Sezon başı ve ortasında harcanan paraları hesaplayın, şimdiye kadar birçok kulübün günü kurtarayım düşüncesiyle hareket ettiğini görürsünüz.</p>
<p>Türkiye Süper Ligi’nin son haftalarında ölüm kalım savaşı verenler ile umduğunu bulamayanların beyanatlarına artık taraftar da itibar etmemeye başladı. Kendi başarısızlıklarını, başkalarına mal etmeye alışık olanlar artık taraftarının bu yakınmalara inanmadığını görmeli. Endüstriye dönüşen futbolda harcanan milyonlarca dolar ve euro’lar sonunda taraftar laf salatasından çok başarıya bakıyor.</p>
<p>Futbol sevdalısı bir toplumun başarı beklemeden başka ne düşüncesi olur ki&#8230;</p>
<p><a href="mailto:%C4%B0rfan.kurtulmus@haber.dk">İrfan.kurtulmus@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11785&amp;title=Futbolun+kalitesi" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Futbolun+kalitesi', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11785'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11785</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>KLAVS BONDEBJERG</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11783</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11783#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2013 16:14:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>HÜSEYİN DUYGU</dc:creator>
				<category><![CDATA[HÜSEYİN DUYGU]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11783</guid>
		<description><![CDATA[Danimarkalı şair ve yazar 1953-2004 yılları arasında yaşadı. Altı şiir kitabı, bir gezi ve bir de şiirli deneme kitabı var]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=2"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/huseyin_sort.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />HÜSEYİN DUYGU</a></div>Danimarkalı şair ve yazar 1953-2004 yılları arasında yaşadı. Altı şiir kitabı, bir gezi ve bir de şiirli deneme kitabı var. İlk kitabı Kargaşalık 1982 yılında yayımlandı. Dünyanın çok sayıda ülkesini gezerek &#8216;bir dünya vatandandaşı gibi yaşadı. &#8216;Seyahat etmek yaşamaktır&#8217; anlayışıyla Afrika ve Ordoğu&#8217;ya yaptığı sayısız gezilerin izlenimlerini 1998 yılında kitaplaştırdı.<br />
Ülkemize de gelen Klavs Bondebjerg, Yalova ve Antalya&#8217;da şiir etkinliklerine çağrılı olarak katıldı. Türkiye&#8217;nin 17 Ağustos 1999&#8242;da geçirdiği deprem felaketine duyarlılık gösteren ve TYS tarafından kitap olarak da yayımlanan dünya yazar ve sanatçılarının mesajları arasında onun ki de vardı.<br />
Danimarka&#8217;da artık gelenekselleşen Türkçe-Danca şiir etkinliklerine çok kez düzenleyici ve ozan olarak destek verdi. Klavs Bondebjerg&#8217;in 2004 yılının ilk günlerinde kansere yakalandığı anlaşıldıktan sonra yazdığı şiirler, eşi Marianne Bondebjerg ve şair arkadaşı Thomas Boberg tarafından kitap haline getirildi ve &#8220;Yarısından Sonraki Pazar&#8221; başlığıyla kitaplaştırıldı. Türkçe-Danca şiir etkinliklerinin sonuncusu, 10 Ocak 2006&#8242;da Kopenhag&#8217;da Klavs Bondebjerg&#8217;in onuruna düzenlendi ve ölümünden sonra yayımlanan son şiirleri iki dilde de seslendirildi.</p>
<p><b>mucizeler çağı&#8217;ndan</b></p>
<p>Bıraktım haftasonu bulutlarının<br />
düzenli sıralanışına kendimi<br />
ve dalgalanan çimlere rüzgarda,<br />
içimi rahatlatıyor attığı m her adım.</p>
<p>Yürüyorum karşıma ne çıkarsa<br />
cıvıldaşan sesleri ormandaki kuşların<br />
iğne yapraklı ağaçların yosunu,<br />
gidebilirim sonsuza değin böyle.</p>
<p>İstediğim gibi değil hiçbir şey.<br />
Ne mutlu bana.</p>
<p>***</p>
<p>Ağaç olanak demektir.<br />
Küçük bir çocuk bile bilir bunu.</p>
<p>Ağaç kavala dönüştüğünde ağaç olur mobilyaya, ateşe dönüştüğünde<br />
ve bir totem direği olduğu zaman.</p>
<p>***<br />
Bana soracak olursanız ellerim beceriklidir.<br />
Ne yapacağını bilen biriyim, ama sevdalandım.<br />
Her ağacı<br />
mobilyası gibi görmem geleceğin, sokma burnunu benim yaşamıma.</p>
<p>yarın bugün olacaktan<br />
Genç ana babalar yürürken geleceğe doğru çocuk arabalarıyla, parkta koşu yapanlar da<br />
yetişmeye çalışıyor gelecek ilkyaza.<br />
Ben de yürüyenlerden biriyim. Güvenilir ellerdeyim üstelik kuşların ve ağaçların gözetiminde, gidiyorum ölüme doğru olabildiği kadar yavaş.</p>
<p>* * *</p>
<p>Evlerin daha yapılmamış olanı ustalardan korkar hem de yüzde beşbin mimarların fantezisiyse yüzde sıfır.<br />
Evlerin yeni yapılanı ayrılıktan korkar,<br />
göçebe ordularından, bir de banka borçlarından.<br />
Evlerin eskisini ısınmayan odalardır korkutan. Yardım isterler utanmaksızın<br />
önlerinden her kim geçerse<br />
ve bir kiremit fırlatırlar<br />
dikkatini çekmek için biraz.<br />
Yıkılmış evler derseniz, hiçbir şeyden korkmaz onlar.</p>
<p>* * *</p>
<p>Düşlediğim çok oldu daha önce bu gerçeği.<br />
Dışarıya bakmayı pencereden geceleri.<br />
Maviyi düşünmeyi ışıldayan mavideki maviyi, ağaçları birer<br />
kara buket gibi görmeyi.<br />
Ve bakmayı dışarıya sabahleyin. Görünür kılan bir pencereyi daha, duvarı ve sokaktaki cıvıltılı kalabalığı,<br />
neye bakma m gerektiğini,<br />
neyi görmem gerektiğini.</p>
<p>Türkçesi: Kemal Özer-Hüseyin Duygu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="mailto:Huseyin.duygu@haber.dk">Huseyin.duygu@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11783&amp;title=KLAVS+BONDEBJERG" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'KLAVS+BONDEBJERG', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11783'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11783</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

 Served from: www.haber.dk @ 2013-05-24 13:08:25 by W3 Total Cache -->