<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>HABER &#187; ÜZEYİR TİRELİ</title>
	<atom:link href="http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;cat=29" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.haber.dk</link>
	<description>Kuzey Avrupa&#039;nın en iyi Türkçe gazetesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 19 Jun 2013 08:14:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>en-US</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.5.1</generator>
		<item>
		<title>Tepki</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=12124</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=12124#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 May 2013 11:28:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=12124</guid>
		<description><![CDATA[Yıllar önce Londra ve Paris`de yaşanan olaylar şimdi Stockholm´da tekrarlanıyor.  Göçmen kökenli gençler arabaları ateşe veriyor, çamları kırıyor, polise taş ve molotof ile saldırıyor, yollarda barikat kuruyor.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px; line-height: 19px;"><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=8"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ÜZEYİR TİRELİ</a></div> Yıllar önce Londra ve Paris`de yaşanan olaylar şimdi Stockholm´da tekrarlanıyor.  Göçmen kökenli gençler arabaları ateşe veriyor, çamları kırıyor, polise taş ve molotof ile saldırıyor, yollarda barikat kuruyor. Çatışma çıkan bölgede çok sayıda patlama ve tahribat söz konusu. Bir kaç gündür devam eden olaylar daha devam edeceğe benziyor.</span></p>
<p>Olaylar 69 yaşında bir göçmenin Stockholm´un Husby bölgesinde polis tarafından vurularak öldürülmesiyle başlamış. Kısa sürede yayılan haber, bir grup gencin sokaklara dökülüp spontant tepki göstermesine yol açmış.</p>
<p>İlk bakışta basit bir sokak çatışması ve polisiye bir olay gibi görünen bu durum aslında bir tepki biçimi. Peki neye tepki gösteriyor Stockholm´un gençleri?  Bunu kesin bilmiyoruz. Henüz olay bitmemiş, üzerinde araştırma ve yorum yapılmamış. Ama Stockholm olaylarının başlama şekli, gençlerin tepki biçimleri, etnik kökenleri  ve sosyoekonomik koşulları, 2005 ve 2007 yılında Paris olaylarını ve 2011 yılında Londra ve İngiltere´nin başka büyük şehirlerinde meydana gelen olayları çok anımsatıyor.</p>
<p>Ne olmuştu buralarda? Polis ile göçmen kökenli bir veya bir kaç genç arasında kargaşa ve kavga yaşanıyor. Bu esnada polis bu gençlerden birini silahla vuruyor. Bunun üzerine çok kısa bir zamanda göçmen kökenli gençler caddelere akın ediyor, araba lastikleri yakılıyor, polisle ciddi kavgalar yaşanıyor, camlar kırılıyor, dükkanlar yağma ediliyor.  Olayların yatışmasından sonra yapılan araştırmalar, gençlerin iki ana nedenden dolayı sokak çatışmalarına katıldığını gösteriyor.</p>
<p>Birincisi içinde bulundukları işsizlik ve yoksulluk ortamı. İngiltere’de yapılan araştırma gençlerin yüzde 86´sının bu nedenle kendini sokağa attığını ve olaylara katıldığını gösteriyor.  Varoşlara kilitlendiklerini, geleceklerinin karanlık olduğunu ve içinde bulundukları marjinal pozisyondan çıkamadıklarını söylüyor gençler.</p>
<p>İkinci neden olarak polisin sert ve ayrımcı muamalesi göstermesi işaret ediliyor. Gençlerin yüzde 85´i bu nedenle olaylara katıldığını söylüyor. Benzeri yanıtlar Paris olaylarına karışan genellikle Fas ve Cezayir kökenli gençlerden de geliyor. Bu gençlerin üçte biri gibi büyük bir oranı işsiz. Eğitimsizlik ona keza.</p>
<p>Her gün televizyonda zengin bir yaşamın sergilendiğini gören bu gençler,  içinde bulundukları marjinal pozisyondan daha iyi bir yaşam biçimi olduğunu fakat önlerine set çekildiğini düşünüyor. Bu anlamda Batı’nın dört elle sarıldığı eşitlik, uygarlık ve özgürlük gibi kavramların bu grup söz konusu olduğunda hiç uygulanmadığını görüyor. Dolayısıyla öfke, sisteme bir öfkeye dönüşüyor. Sistemin sembollerinden biri olan polis örgütüne karşı tepki gösteriliyor.</p>
<p>Ayrıca polisin de çok sert ve adil davranmadığını görüyor bu gençler. İngiltere polis örgütü 1980’li yıllarda sert bir biçimde kurumsal ırkçılıkla eleştirmişti. Uzun bir dönem eğitim ve kurslar alarak, çift dilli ve kültürlü personal istihdam ederek ve başka bir dizi yöntemler uygulayarak, o kurumsal ırkçı damgasından biraz kurtuldu. Ama son zamanlarda bir çok ülkede kabul edilen terör yasası polislerin gene bu gençlere sert ve zaman zaman adil davranmamsına neden oldu. İşsizlik ve eğitimsizlik nedeniyle  yaşamı genellikle sokaklarda geçen gençler üzerinde bir baskı aracı oldu. Dört genç birlikte görülse hemen grup veya çete diye dağıtıldı, biraz şüphelenilse hemen gençlerin üzerleri aranır, gerekli gereksiz kontrola tabi tutulur.</p>
<p>Stockholm olaylarının perde arkasını şimdilik tam bilmiyoruz, ama Stockholmlu gençlerin de içinde bulundukları işsizlik, eğitimsizlik ve dışlanmış pozisyonlarına tepki verdiklerini sanıyorum. Aynen Paris ve Londra da olduğu gibi.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12124&amp;title=Tepki" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Tepki', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D12124'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=12124</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hey, sen!</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11789</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11789#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Apr 2013 16:18:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11789</guid>
		<description><![CDATA[Althusser 1970´li yıllarda “devlet ve ideoloji” üzerine önemli iddia ve teoriler öne sürdü]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=8"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ÜZEYİR TİRELİ</a></div>Althusser 1970´li yıllarda “devlet ve ideoloji” üzerine önemli iddia ve teoriler öne sürdü. Bunlardan birisi ”özne olmakla” ilgili. Bu kuramını açıklarken de şöyle bir örnek veriyor: Kalabalık bir caddede yürürken arkadan bir düdük sesi veya ”hey, sen!” diye bir ses duyuyorsunuz. Geriye dönüp bakıyorsunuz.</p>
<p>İşte bu geriye dönüp bakma esnasında birey özneye dönüşüyor. Birey kendini o sesin öznesi olarak görüyor ve kendini o sese cevap vermeye hazırlıyor. O bireyin caddede yürümesinde şüpheli hiç bir şey olmamasına rağmen, kişi seslenilenin kendisi olduğunu düşünüyor.</p>
<p>Althusser´e göre o ses ideolojik bir ses ya da ideolojinin sesi. Dolayısıyla toplumdaki yaygın ideolojiler kendilerine has özne inşa ederler, yani ideolojinin istediği yönde birey yetiştirirler. İdeolojilerin hedefi de budur zaten.</p>
<p>Althusser neden şimdi aklıma geldi? Geçen hafta Boston´daki patlama yüzünden. Kendimi birden o olayın (dolaylı) sorumlusu hissettim. Hangi “batı” ülkesinde olursa olsun, bir patlama olsa, bir bomba patlasa ya da birileri öldürülse, kafamda oluşan ilk soru “umarım Müslüman veya Ortadoğulu biri değildir” oluyor. Bu Norveç´teki Breivik olayında böyleydi, şimdi Boston olayında da aynı. Ortadoğu`nun bir çok ülkesinde hergün yüzlerce insanın öldürülmesi, yerinden yurdundan edilmesi nerdeyse hiç aklıma gelmezken, Amerika´da, Avrupa´da bir patlama olması artık bende fobiler oluşturmaya başladı. Aynı şekilde bu günlerde depremden Çin´de yüzlerce insanın hayatını kaybetmesi sanki çok doğal bir olaymış gibi bende iz bırakmazken, Boston olayının hemen arkasından bir gübre fabrikasında meydana gelen patlamaya “inşallah kaza olmuştur, birileri patlatmamıştır” diyerek tepki gösterdim. Sanıyorum birçoğumuz aynı duygu ve düşünceler içindeyiz. ”Kardeşim bana ne” diyemiyoruz.</p>
<p>Boston olayında da aynı durum. Umarım ”bizden” biri değildir diye hep aklımdan geçirdim. Ortadoğu´daki ve Asya´daki bombalar, kavgalar ve savaşlar beni ”rahatsız etmezken”, neden Batı ülkelerinin birinde küçük bir patlama beni rahatsız ediyor,  kafamı meşgul ediyor? Belki Althusser haklı diye düşünüyorum.</p>
<p>Belki hepimiz bu ”terör” diyen sesin öznesi olduk, yani hepimiz kendimizi terör konusunda sorumlu ve suçlu hissediyoruz. Daha doğrusu öyle hissettiriliyor. Peki bu duygu ve anlayış bize nereden geliyor? Belki Althusser´in iddia ettiği gibi belli bir ideolojiden değil (çünkü ideoloji kavramının geçerliliği tartışılır oldu), ama ideolojiyle neredeyse eş anlamlı olan ”söylem” yüzünden. Bu günkü yaygın söylem bizi terörün öznesi yaptı. Nasıl mı? Gazate, televizyon ve kamusal alandaki tartışmalarda ver yansın ederek. Sürekli Müslüman veya Ortadoğulu birini terör sorusuna yanıt vermesini isteyerek. Terörün bu insanların dininde, dilinde, kültüründe ve hatta kanında olduğu düşüncesini herkese benimseterek. Aklımızın ucundan bile geçirmediğimiz düşünce ve davranış biçimlerini bize mal ederek.</p>
<p>Böylece hepimiz maalesef terörün öznesi olduk gibi. Bu durum insan ve toplum sağlığı için hiç iç açıcı bir durum değil. Bize empoze edilen (ve empoze edildiğini fark edemediğimiz) sorumluluk ve suçluluk öznesine, alternatif bir özne yaratmak gerekiyor. Bunun içinde ayrı bir ses, yeni bir ses (söylem) gerekli. Henüz terör-Ortadoğu-Müslüman üçgeninde devam eden ve yaygın hale gelen söyleme alternatif bir söylem pek ufukta görülmüyor.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11789&amp;title=Hey%2C+sen%21" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Hey%2C+sen%21', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11789'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11789</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bana dokunmayan yılan bin yaşasın</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11658</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11658#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 06 Apr 2013 21:26:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11658</guid>
		<description><![CDATA[Bu günlerde öğretmenlerin toplu sözleşme görüşmelerine tanık oluyoruz. Basından anlaşıldığı kadarıyla görüşmelerin ana konusunu öğretmenlerin çalışma koşulları oluşturuyor.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=8"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ÜZEYİR TİRELİ</a></div>Bu günlerde öğretmenlerin <i>toplu sözleşme</i> görüşmelerine tanık oluyoruz. Basından anlaşıldığı kadarıyla görüşmelerin ana konusunu öğretmenlerin çalışma koşulları oluşturuyor.  Çalışma koşullarının gündeme gelmesinin ana nedeni, pek yakında hayata geçirilmek istenen reformlar.</p>
<p>Bilindiği gibi Eğitim Bakanlığı ilköğretimde ‘reform’ yapacağını ve bunun da temel taşını ‘tam gün okulları’ ya da Dancasıyla ‘heldagsskoler’ oluşturacağını açıkladı. Buna göre ilkokullar ve okul sonrası aktiviteler birleştirilecek ve çocuklar için <i>zorunlu</i> hale getirilecek. Böylece çocuklar büyük ihtimalle 8 – 16 arası okulda olacak ve bu süre içerisinde hem normal okula gidecek hem de okul arkadaşlarıyla birlikte sosyal etkinliklere  katılacak, oynayacak hem de derslerini yapmış olacak. Bütün bunlar okul denetim ve sorumluluğu altında gerçekleşecek.</p>
<p>Bu reformun hayata geçebilmesi için öğretmenlerin 8 ile 16 arasında okulda olmaları ve aktif olarak çalışmaları gerekiyor.  Öğretmenler bu durumun öğretmenlik anlayışına ters düştüğünü, ‘fabrika işçisi’ olmadıklarını ve bu yüzden derslere hazırlanması, ders planları yapması ve öğrencilerin ödevlerini düzeltmesi gerektiğini ileri sürerek, çalışma koşullarının genel olarak değişmemesini istiyorlar. Ayrıca &#8211; ki burası bizim için çok önemli – ‘tüm gün okul reformuna’ ilkesel olarak karşı olduklarını söylüyorlar. Bunun nedeniyse devletin ve belediyelerin çocukların boş zamanlarına karışmaması gerektiğini, çocukların kendi istedikleri  &#8211; fakat okulda bulunmayan – etkinliklere katılabilme haklarının elinden alınmaması gerektiğini savunuyorlar. Ayrıca zorunlu tüm gün okul anlayışının, çocukla anne-baba araındaki ilişkileri zorlaştıracağı ve onların daha fazla birlikte olamayacakları anlamına geldiğini savunuyorlar. Belki en önemli gerekçe olarakda çocukların okulda daha fazla tutulmasının mesleki açıdan hiç bir faydası olmayacağını, çocukların daha fazla bir şey öğrenemeyeceklerinin altını çiziyorlar.</p>
<p>Öğretmenlerin görüşlerini dinleyince onlara kısmende olsa hak vermemek elde değil. Çocuklar zaten sabah okula gidiyor ve okuldan sonra da – isteyen çocuklar için &#8211; boş zamanlarını geçirecek herhangi bir klube gitme hakları var. Ayrıca bu tür klublerde ödevlere yardım yapılıyor. Peki bu anlamda yeni olan ne? Kanımca yeni olan tek şey, çocukların – şimdi isteğe bağlı olan – sosyal etkinlikleri okul bünyesine taşıyarak onları zorunlu hale getirmek.</p>
<p>Şimdi burada önemli olan ve beni bu makaleyi yazmaya yönlendiren asıl konu, öğretmenlerin şimdiye kadar neden tüm gün okullarına karşı çıkmadıkları. Bilindiği gibi bu tür okullar son 4-5 yıldır bazı bölgelerde açıldı ve aktif olarak faaliyet gösteriyorlar. Öğretmenlerin neden şimdiye karşı çıkmadıklarına benim vereceğim cevap ‘beni sokmayan yılan bin yaşasın’ mantığının hakim olması. Biraz klasik bır cevap ama maalesef gerçek. Bilindiği gibi bundan 4-5 yıl önce hükümet göçmen kökenli çocukları <i>terbiye</i> etmek, <i>disiplin </i>etmek istiyordu. Daha 10 yaşına girmeyen çocukların çete gruplara katıldıklarını veya katılacaklarından korkulduğundan, bunların önüne set çekmenin tek yolunun onları zorunlu olarak okulda tutmak olduğunu söylemişlerdi. O zamanki politik görüş anne-babaların çocuklarını terbiye edemedikleri, gelişme ve eğitimlerine yardımcı olamadıklarını bu yüzden bu çocukları okulda tutmak istidikleri öne sürülmüştü.  ‘Ghetto’ diye tabir edilen bölgelerde bu tüur okullar yıllardır faaliyette.</p>
<p>Ayrıca bir başka önemli neden de – her ne kadar telaffuz edilmemiş olsa da – tüm gün okullarının amacı göçmen kökenli  çocukarı belli bir okulla (daha yoğun bir eğitim adı altında)toplayarak, Danimarkalı çocuklardan ayırı tutmak, böylece Danimarkalı çocukların gittiği okullarda eğitim seviyesini düşürmemek, Danimarkalı anne-babaların çocuklarını başka (ve özel) okullara göndermesini engellemek.</p>
<p>Böyle bir politik ve ideolojik uygulamaya hatırlanacağı gibi hiç bir tepki gelmedi. Hele öğretmenler sendikasından hiç bir ses gelmedi. Belki onların kafa yapısına da uymuştu bu gelişme.  Sendikanın şimdi sesi çıkmaya başladı. Tüm gün okul uygulamasının mesleki veya insani haklı bir zemini yoktur deniyor. Peki, şimdiye kadar nerdeydin?</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11658&amp;title=Bana+dokunmayan+y%C4%B1lan+bin+ya%C5%9Fas%C4%B1n" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Bana+dokunmayan+y%C4%B1lan+bin+ya%C5%9Fas%C4%B1n', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11658'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11658</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sonu gelmeyen ‘siz-biz’ tartışması</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=11301</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=11301#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Feb 2013 15:45:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=11301</guid>
		<description><![CDATA[Sözde ‘İfade Özgürlüğü Derneği’ başkanlığını yapan Hedegaard, geçtiğimiz günlerde silahlı saldırıya uğradı. Kamuoyu olayı ifade özgürlüğüne ve demokrasiye karşı bir saldırı olarak değerlendirdi ve bir dizi kendini kalbur üstü politikacı, köşe yazarı, sanatçı vs. olayı kınamak için sıraya dizildi. Ağızlardan hep aynı laf çıkıyordu ‘ fanatik müslümanların batı demokrasisine ve ifade özgürlüğüne saldırısı’. ]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 13px;"><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=8"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ÜZEYİR TİRELİ</a></div>Sözde ‘İfade Özgürlüğü Derneği’ başkanlığını yapan Hedegaard, geçtiğimiz günlerde silahlı saldırıya uğradı. Kamuoyu olayı ifade özgürlüğüne ve demokrasiye karşı bir saldırı olarak değerlendirdi ve bir dizi kendini kalbur üstü politikacı, köşe yazarı, sanatçı vs. olayı kınamak için sıraya dizildi. Ağızlardan hep aynı laf çıkıyordu ‘ fanatik müslümanların batı demokrasisine ve ifade özgürlüğüne saldırısı’. </span></p>
<p>Hükümet değişikliği sonrası ‘yabancılar ve müslümanlar’ konusunun gündemden düşmesiyle biraz rahatlamıştık, ama Hedegaard olayı, rayların döşenmiş ve hazır vaziyette beklediğini bir kez daha gösterdi. Birden kendimizi Pia Kjaersgaard’un kıskacında bulduk. Yoğun bir baskı, aşağılama, olayları basit kalıplar içinde irdeleme gibi tanıdığımız mekanizmalar hemen su üstüne çıktı.</p>
<p>Basın Hedegaard’a saldırıyı ‘siz-biz’ ekseninde tartışıyor. Durum böyle olunca tartışmadan dışlanıyoruz. Saldırı bizi ilgilendiren bir konu olarak görülmüyor. Herhangi bir konuda olumlu veya olumsuz düşünen bir şahsa uygulanacak muamale bizi ilgilendirmez hale getiriliyor. Tartışmaya alınmadığımız sürece de gündem ‘siz-biz’ tartışması olarak devam ediyor. Bu gündemin uzantısı olarak ‘bizde ifade özürlüğü var, sizde yok; bizde demokrasi var sizde yok; sizde dini fanatizm var, terörizm var; bizde yok’ gibi düşünce şeması tekrar tekrar beyinlerimize işleniyor. Dolaylı olarak bizim bu tür eylemleri desteklediğimiz sonucuna ya da bu konularda bizden ‘ifade’ vermemiz talep ediliyor.</p>
<p>Kamuoyu sadece ‘yabancılar’ konusunda böyle işliyor. Başka gruplar söz konusu olduğunda, olay aynı olsa da, farklı tartışılıyor. Bir örnek vereyim:  Hedegaard’a suikast girişimiyle hemen hemen eş zamanlı bir olay gelişti Oslo’da.  Norveçli ve 27 yaşlarında bir şahıs duyumlara göre ‘parlamentoyu bombalamaya gidiyorum’ demiş. Daha sonra yapılan araştırma ve tetkiklerde polis bu şahsın izini bulmuş ve evinde yapılan araştırmada çelik yelek, gaz tabancası, maske ve benzeri şeyler bulmuş. Yakalanan şahsın aşırı milliyetçi bir örgüte dahil olduğu ve Facebook sayfasında ‘göçmenleri öldüreceğim’ diye yazdığı ortaya çıkmış.</p>
<p>Eğer demokrasiye saldırıya bir örnek verilecekse, Oslo’daki olay, Hedegaard’a yapılan saldırıdan daha  yerinde bir örnek. Oslo saldırısı bir şahsa yapılmıyor. Demokratik sistem veya işleyiş biçimi hedef alınmış. Bunun da sembolü parlamento. Ama bakın Danimarka basını bu olayı nasıl gündeme taşıdı: Politiken, Jyllands Posten, Ekstra Bladet gibi bir çok gazate ‘Bombacı yakalandı’ diye manşet attı. Bu şahsın Hristiyanlığı, Norveçli olması veya Norveç ve Hristiyan kültüründen gelmesi hiç gündeme gelmedi, değinilmedi.  Hayır, bu şahıs sadece parlamentoyu havaya uçurmakla tehdit eden bir şarhoş, belki ruh hastası veya sosyal sorunlu ya da kendini bir ideojik görüşe adamış fanatik.</p>
<p>Peki, Hedegaard’u öldürmek isteyen şahıs da de böyle biri olamaz mı? Neden hemen müslümanların temsilcisi, demokrasi düşmanı bir şahıs olsun? Halbuki bu Hedegaard meselesi de, Oslo’daki olay gibi gündeme konulabilseydi, tartışmalara bizde katılır, bu tür saldırıların ne kadar yanlış olduğunu aynı zamanda zaten köşeye sıkıştırılmış azınlıklar üzerinden kariyer yapmanın, ciddi toplumsal sonuçları olduğunu anlatırdık. Ama ‘yabancılar’ meselesinde ‘siz-biz’ düşünce şeması o kadar yerleşmişki kafalara, hiç bir rasyonel düşünceye kapı açılmıyor.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11301&amp;title=Sonu+gelmeyen+%E2%80%98siz-biz%E2%80%99+tart%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Sonu+gelmeyen+%E2%80%98siz-biz%E2%80%99+tart%C4%B1%C5%9Fmas%C4%B1', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D11301'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=11301</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Noel Ağacı</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=10755</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=10755#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Nov 2012 14:43:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=10755</guid>
		<description><![CDATA[Kopenhag’ın kuzeyindeki Kokkedal kasabasında geçtiğimiz günlerde ilginç bir noel ağacı’ kavgası’ yaşandı. ]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=8"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ÜZEYİR TİRELİ</a></div>Kopenhag’ın kuzeyindeki Kokkedal kasabasında geçtiğimiz günlerde ilginç bir noel ağacı’ kavgası’ yaşandı. Göçmen kökenli sakinlerin çoğunlukta olduğu Egedalsvænget yerleşim bölgesinde, yönetim kurulu bu yıl noel ağacı için 7 bin kron harcama yapmak istemedi. Kararın kamuoyuna intikal etmesiyle birlikte, deyim yerindeyse ‘kıyamet koptu’.</p>
<p>Mahalle sakinlerinden yerel yöneticilere, siyasi partilerden bakanlıklara kadar bir çok şahıs ve kurum yönetim kurulunun kararına atıfda bulundu veya tepki gösterdi.</p>
<p>Noel ağacının neden alınmadığı ve neden yönetim kurulunun böyle bir karar aldığı biraz karmaşık bir mesele. Basından edinilen bilgilere göre noel kutlamasıyla ilgilenecek yönetim kurulu üyesi veya konut sakini olmadığı, dolaysısyla meselenin ekonomik bir mesele olmadığı belirtiliyor. Ayrıca, Türk kökenli bir yönetim kurulu üyesinin ifadesine göre, daha önceki yıllarda noel adına çok para harcandığı ve bu harcamalarınsa konut sakinlerine hizmet etmediği ama (Danimarkalı) yönetim kurulu üyelerinin aileleriyle birlikte şahsi giderleri için harcandığı ve bunun örtbas etmek için meselenin üstüne bu kadar gidildiği belirtiliyor.  Ekstra Bladet ve onun çizgisinde olan başka gazetelerde yönetim kurulunun kurban bayramı kutlamaları için 60 bin kron harcadığını ama noel ağacı için 7 bin kron ödemediğinin altını çizerek meseleyi bir ‘çifte standartlık’ olarak tartışıyor.</p>
<p>Yönetim kurulu üyelerinin motifleri ne olursa olsun, karara kendi içinde bakıldığında, kararın tamamen ‘demokratik’ bir karar olduğu görülüyor. Çoğunluğun kararı. Tüzüğe ve kurallara uygun.</p>
<p>Ama buna rağmen karara tepkiler siyasi arenada da büyük. Örneğin Muazafakarlar’dan (Konservative) Tom Behnke ‘müslümanlar Danimarkalıların değer yargılarını ortadan kaldırıyor’ iddasında bulunuyor. Eski Sosyal Demokrat daha sonra Liberallere katılan Karen Jespersen, olayı müslümanların ‘köktenciği’ ve ‘tutuculuğu’ olarak yansıtıyor. Bu tür görüşlere karşı olarak hem Kültür Bakanı Uffe Elbæk, hem de Kilise ve Eşitlik Bakanı Manu Sareen, gelenek ve göreneklerin sürekli değiştiğini ve ortada yasal olmayan hiç bir olmadığını, bu yüzden bu konunun kapatılması gerektiğini ifade ediyorlar.</p>
<p>Çok kültürlülüğü anlayamamak</p>
<p>Egedalsvænget yönetim kurulunun yaptığı, diğer her alanda (etnik azınlıklar sözkonusu olduğunda) yapılanlardan ne bir adım ileri ne de bir adım geri; Karar mercilerinde görev yapan ve hizmet veren görevliler, bazen bir grubun isteklerini temsil ettiklerini ifade ederek, bazen kendi ideolojik ve kişisel görüş ve istekleri doğrultusunda ve de var olan olanakları kullanarak, basit çoğunluk (yani yüzde ellinin üzerinde) iradesiyle karar veriyor. Verilen karar tüm sakinlerin irade ve isteklerini temsil etmiyor ve edemiyor. Karara itiraz edildiğinde ‘demokrasi’ deniliyor, çoğunluk kararı deniliyor. Biraz daha ileri gidilirse ‘aşırı’ olmak, ‘provakatör’ olmak veya demokrasiyi kaldırıp ‘diktatörlük’ veya şeriatı’ getirmekle itham edilebilirsin.</p>
<p>Bu işleyiş biçimi toplumun hemen hemen her kademesinde görülüyor: Parlamentodaki işleyiş, okullardaki işleyiş, politik partilerdeki ve başka bir dizi dernek ve organizasyonlardaki işleyiş hemen hemen aynı. Yani herkesi temsilden ziyade, basit çoğunluğun temsilciliği.</p>
<p>Halbuki çokkültürlü toplum ve yönetimlerde, değişik din, kültür ve dillere sadece tolerans tanımak değil, aynı zamanda onların uygulanmasına, gelişmesine ve gelecek nesillere aktarılmasında aktif rol oynamak, zemin hazırlamak, temel ilkedir. Azınlık haklarına saygı göstermek ve ayrımca uygulamalardan kaçınmak yine çokkültürlülüğün temel prensiplerden. Bu anlamda Egedalsvænget’te yapılması gereken oradaki müslüman çoğunluğun, sadece Noel Ağacı alması değil aynı zamanda Hrıstiyan azınlığı koruması, Noel kutlamalarına yardımcı olması gerekirdi.  Aynı yaklaşım doğal olarak müslümanların ve diğer kültür ve dinlerin azınlıkta olduğu okul, işyeri, yerel idare ve benzeri yerlerde de uygulanması gerekir ki, toplumda huzur olsun, barış olsun. Çok kültürlülük zor bir mesele, zor bir uygulama. Herkesin kendisiyle  hesaplaşmasını gerektiren bir mesele. Ama meyvesi tatlı bir  mesele, çünkü yolun sonunda huzur, barış ve mutluluk var.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D10755&amp;title=Noel+A%C4%9Fac%C4%B1" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Noel+A%C4%9Fac%C4%B1', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D10755'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=10755</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Provokasyon ve ironi</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=10280</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=10280#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Sep 2012 14:34:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=10280</guid>
		<description><![CDATA[Son yirmi yıldır, komünizm korkusunun da ortadan kalkmasıyla birlikte, Müslümanları harakete geçiren ve şiddetli tepkilere yol açan bir dizi film yapıldı, kitap yayınlandı ve makale yazıldı.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar  with-name" style="float: right; margin-left: 10px;"><a href="http://www.haber.dk/?author=8"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /><br />ÜZEYİR TİRELİ</a></div>Son yirmi yıldır, komünizm korkusunun da ortadan kalkmasıyla birlikte, Müslümanları harakete geçiren ve şiddetli tepkilere yol açan bir dizi film yapıldı, kitap yayınlandı ve makale yazıldı. Bunlar arasında Salman Rushdie ve onun Şeytan Ayetleri kitabı, Hollandalı film yapımcısı Theo van Gogh’un yaptığı Somalili Ayaan Hirsi Ali’nin senaryosunu yazdığı “Submission” filmi, Danimarka’da Jyllands-Posten’in yayınladığı Hz. Muhammed karikatürleri ve son örnek olarak “Müslümanların Masumiyeti” adlı Amerikan yapımı bir film var. Bunlar uluslararası plana yükselmiş olanları. Bir de her ülkede daha küçük çaplı ama bilmediğimiz, duymadığımız ve görmediklerimiz var. Buna ek olarak hemen hemen her ülkede hakim olan bir anti-Müslüman ve aşırı milliyetçi söylem var.</p>
<p>Dolayısıyla bu tür yapıtlara gösterilen tepkiler somut bir üretimden dolayı olabileceği gibi, yılların birikiminden de kaynaklanıyor olabilir. Mesela ‘Müslümanların Masumiyeti’ filminden dolayı, film yapımıcısının başına fetva ödülü konması, sadece bu filmden dolayı değil, aynı zamanda genel bir zedelenmişliğin sonucu da olabilir. Hatta son yılların şiddetli eleştirileri, provokasyonları ve olumsuz söylemleri bir çok Müslüman vatandaşı patlamaya hazır bir bomba yönüne doğru itiyor da denebilir.</p>
<p>‘Batı’, İslam alemine karşı bir haksızlık veya provakyon yapıldığını ya da bu niyette olmadıklarını iddia ediyor. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi doğrultusunda düşünce ve ifade özgürlüğünü kullanarak örneğin İslam’da kadının rolünü ya da Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim’in bireysel özgürlüğe, aileye, şiddete veya Müslüman olmayanlara bakışını tartışıp eleştirdiklerini ileri sürüyorlar.</p>
<p>Ben şahsen bu argümanların hepsinin geçerli olduğuna inanıyorum, yani bazıları Müslümanları provoke etmek, bazıları yaygınlık kazanmış tüm dinleri veya anlayışları eleştirmek – ki bunlara Müslümanlık da dahil – bazıları da Müslümanlar hakkında olumsuz sözler sarfederek veya olumsuz provokatif şeyler yazarak, tüm dikkatleri üzerine çekmek (böylece daha iyi bir pazar sağlamak veya kariyer edinmek) amacıyla film yapıyor, kitap yayınlıyor veya makale yazıyor. Bunların bir kısmının Müslümanların dini inançlarını veya kültürel kimliklerini incitmesi doğal olarak beklenen bir durum.</p>
<p>Burada yöneltilmesi gereken temel soru, bu tür eleştiri ve provokasyonlara nasıl cevap verilmeli. Bir çoğumuz savaştan veya kan dökülmesinden yana değiliz, ama bir de iktidar ve denge meselesi var. ‘Kavga’ eşit kosullarda yapılmıyor.  Örneğin ‘Hrıstiyanların Masumiyeti ‘ diye herhangi bir Ortadoğu ülkesinde bir film yapılmış olsaydı, bu büyük ihtimalle yapılan şehrin dışında hiç bir yerde duyulmazdı. ‘Müslümanların Masumiyeti’ adlı film dünyanın heryerinde duyulabiliyorsa bu da güçler dengesiyle ilgili.</p>
<p>İnsanların günümüz koşullarında toplumsal olaylara nasıl davranması veya tepki göstermesi konusunda Amerikalı bir filozof (Rorty) ironi diye cevap veriıyor. Çünkü ironi kavram olarak denmek istenenin tersini komik veya alaycı bir biçimde ifade etmek anlamına geliyor. İroni insanların hem kendileriyle hem de başkalarıyla alay etmesine olanak tanıyor. Bilgili olup cahil gibi davranmak, tutsak olup özgür gibi konuşmak, zengin olup fakir gibi konuşmak ironik konuşma ve davranışlara örnek olabilir. Rorty’ye göre ironi modern bireyin ilkesel davranış şekli olmalı ya da modern bireyin elindeki en güçlü (ya da tek) ‘silah’ ironi. Çünkü Rorty kelimelerle anlatılan herhangi bir olayın (örneğin herhangi bir filmin veya kitabın Hz. Muhammed yorumu veya İslam’da kadının yeri gibi betimlemeler) gerçekleri yansıtmasının mümkün olmadığını,  betimlemelerin sadece belli bir insana ait (kitabın yazarına veya filmin yapımcısına) kelime hazinesinden ibaret olduğunu ileri sürüyor. Her insanın da kendine özgü kelime hazinesi olduğundan, bizim ‘gerçek’ dediğimiz (tesadüfü) bir betimleme örneğinden başka bir şey değil diyor. Kısacası ‘Müslümanların Masumiyeti’ filmi sadece bir veya bir kaç insana ait bir betimleme örneği. Hakikatı yansıtmaz (çünkü hakikat diye bir şey yok) bu yüzden insanlara bu tür olaylar karşısında sadece alay etmek, ironik davranmak düşer.  Kendisiyle alay etme, kitabı yazanla alay etme. Hz. Muhammed hakkında yazılanları, gösterilenleri doğruymuş gibi ifade etme ya da tam tersi. Rorty’ye göre herkes (her ülkede) ironik davranmalı. Ancak bu durumda daha demokratik ve daha özgür bir toplum yaratılabilir.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D10280&amp;title=Provokasyon+ve+ironi" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Provokasyon+ve+ironi', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D10280'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=10280</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Din ve kültür</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=10004</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=10004#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 28 Aug 2012 13:55:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=10004</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan ayının bittiği şu günlerde inançlar konusunda uluslararası iki araştırma sonuçları açıklandı. Bunlardan biri Win Gallup İnternetional’ın yaptığı "İnanç ve Ateizm" başlıklı bir çalışma, diğeri ise Amerikan araştırma şirketi Pew’in İslam dünyası üzerinde yaptığı bir araştırma.  Her iki araştırma da Türkiye’yi kapsıyor ve hem Türkiye’nin hem de genel olarak inanç konusunda ilginç şonuçlar veriyor.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar " style="float: right; margin-left: 10px;"><img src='http://1.gravatar.com/avatar/b2673328f22b2939cce38cf2b62d1b4a?s=70&amp;d=http%3A%2F%2Fwww.gravatar.com%2Favatar%2Fad516503a11cd5ca435acc9bb6523536%3Fs%3D70&amp;r=G' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /></div>Ramazan ayının bittiği şu günlerde inançlar konusunda uluslararası iki araştırma sonuçları açıklandı. Bunlardan biri Win Gallup İnternetional’ın yaptığı &#8220;İnanç ve Ateizm&#8221; başlıklı bir çalışma, diğeri ise Amerikan araştırma şirketi Pew’in İslam dünyası üzerinde yaptığı bir araştırma.  Her iki araştırma da Türkiye’yi kapsıyor ve hem Türkiye’nin hem de genel olarak inanç konusunda ilginç şonuçlar veriyor.</p>
<p>Win Gallup’un araştırması (Global index og religion and atheism) geçtiğimiz yılın Kasım-Aralık aylarında 57 ülkede ve 52 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilmiş.  Aynı araştırma 2005 yılında da yapılmış. Araştırma sonuçuna göre son yedi yılda dünyada ‘dindarlık’ durumu yüzde on oranında gerilemiş. Yani insanlar kendilerini 2005 yılına göre yüzde on oranında daha az dindar tanımlıyor.</p>
<p>Araştırmanın ana sorusu şöyle: &#8220;İbadetleri yerine getirip getirmediğinize bakmaksızın kendinizi dindar mı, hiçbir dine mensup olmayan mı yoksa net bir şekilde ateist olarak mı görüyorsunuz?&#8221;. Bu sorunun cevabına göre ülkeler sıraya konulmuş ve ‘top 10’ ateist ülkeler başında Çin geliyor. Çin’i Japonya, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Güney Kore, Almanya vs. izliyor. Bunun tersi olarak ‘top 10’ dindar ülkelerin başını Gana, Nijerya, Ermenistan ve Fiji, Makedonya, Romanya, Irak vs. çekiyor.</p>
<p>Türkiye bu sıralamada sondan dördüncü sırada, yani &#8220;İbadetleri yerine getirip getirmediğinize bakmaksızın kendinizi dindar mı, hiçbir dine mensup olmayan mı yoksa net bir şekilde ateist olarak mı görüyorsunuz&#8221; sorusuna ‘dindar’ diye cevap verenlerin sayısıs Türkiye’de yüzde 23.  Aynı rakam Gana için yüzde 96, liste sonunda gelen Çin içinse yüzde 14. Yani Türkiye’de halkının dörtte biri kendini dindar ve dinin kurallarına göre yaşadığını kabul ediyor.</p>
<p>Hong Kong ve Türkiye’den gelen cevaplar Win Gallup’u  şaşırtıyor. Bu iki bölgede dindarlık oranı büyük ölçüde düşüş göstermiş. Daha fazla incelemek için araştırma sonuçları, yerel araştırma grubuna geri gönderilmiş.</p>
<p>Bir ikinci uluslararası araştırma Pew araştırması. Bu sadece Müslüman alemini kapsıyor  ve daha detaylı bir araştırma. 36 ülkede gerçekleştirilmiş. Pew’in soruları hem ‘dindarlıkla’ hem de ‘inançla’ ilgili. Bu bağlamda araştırmanın Türkiye ile ilgili bölümünde, dinin hayatında çok önemli ya da önemli olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 88. Günde birden çok kez dua eden/namaz kılan kişilerin oranı (yüzde 27&#8242;si beş vakit olmak üzere) yüzde 42, haftada bir defa veya daha fazla camiye giden kişilerin oranıysa yüzde 44. &#8220;Düzenli olarak camiye giderim&#8221; diyenlerin oranı yüzde 44.</p>
<p>Araştırmanın bir ilginç yanı da cinlerle ilgili. Türkiye cinlere inanmada yüzde 63, büyüye inanmada yüzde 49, nazara inanmadaysa yüzde 69’la bir kez daha Orta Asya’nın birincisi. Büyü inanışında Çad, Nijer, Senegal, Gana, Nijerya, Mozambik, Uganda gibi ülkeler  Türkiye’nin gerisinden kalıyor.</p>
<p>Araştırmaların gerçekleri tüm detaylarıyla yansıtıp yansıtmaıdığı herzaman tartışılır. Bu yukarıda sözü geçen iki araştırma için de geçerli. Ama genede bu iki araştırmadan yola çıkarak bir sonuca varmak ve özellikle Türkiye’ye bakarsak,  hem Türkiye’de hem de dünya genelinde (ve ekonomik refah düzeyinin yükselmesiyle birlikte) insanların daha az dindar olmaya doğru gittikleri gözlemleniyor.  Burada hamen belirtelim ‘dindar’ olmakla ‘inançlı’ olmak ayrı şeyler. Dindar olmak dine bağlı kalmak, dinin gerekliliklerini yerine getirmek, günlük yaşamını dine göre ayarlamak diye tanımlanabilir. Bu bağlamda gerek dünyada gerekse Türkiye’de bir duraksama hatta düşüş görülüyor. Türkiye insanının sadece yüzde 23’ünün kendini ‘dindar’ görmesi genel analyışla bağdaşmıyor. Bu anlamda Türküye’de dindarlık (başka bir çok ülkede olduğu gibi) ‘kültürel dindarlık’ veya ‘kültürel müslümanlık’ yolunda ilerliyor. Araştırmadan anlaşıldığı gibi insanlar günlük yaşamlarını toplumun dini ve sosyal yapılanmasına göre şekillendiriyor. ‘Başkaları ne yapıyorsa bende yapayım’ anlayışı yaygınlaşıyor. Bu anlayış ve yaşam biçimini hayatın her alanında kabul etmek sanırım Türkiye’nin büyük sıkıntılarından bir.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D10004&amp;title=Din+ve+k%C3%BClt%C3%BCr" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Din+ve+k%C3%BClt%C3%BCr', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D10004'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=10004</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni hükümet ve biz</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=9821</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=9821#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 19 Jun 2012 12:11:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=9821</guid>
		<description><![CDATA[Yaklaşık dokuz ay önce işbaşına gelen yeni hükümet, bilindiği gibi her cepheden eleştiri topuna tutuldu. ]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar " style="float: right; margin-left: 10px;"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /></div>Yaklaşık dokuz ay önce işbaşına gelen yeni hükümet, bilindiği gibi her cepheden eleştiri topuna tutuldu. Hükümet, özellikle seçim vaatlerini yerine getirmemek ve  ekonomik politikada &#8211; ‘sol’ bir çizgi izlemektense -Liberal-Muhafazakâr bir politika izlemekten eleştiriliyor.</p>
<p>Yerine getirilmeyen seçim vaatlerine örnek çok. Örneğin ilkokul konusunda hükümet her sınıfta iki öğretmen olacağını, çocuk sayısının 24’ ü geçmeyeceğini, kollektif taşımacılıkta bilet fiyatlarının büyük oranda indirileceğini vaat etmişti ama bunlardan hiç biri yerine gelmedi. Geliri çok çok yüksek olanlar daha fazla vergi ödeyecekti (milyoner vergisi) ama bu gerçekleşmediği gibi, yıllık geliri yüksek olanlardan (yaklaşık dörtyüz bin kron) alınan vergi de indirilecek. Halbuki yeni hükümet &#8211; Liberal-Muhafazakâr hükümetin tersine – daha fazla vergi toplayacağını ve buna karşılık da daha iyi kamu servisi vereceğine söz vermişti.</p>
<p>Yeni hükümetin seçim vaatlerinden kaçtığı ve ‘sağ’ bir ekonomik politika izlediği bir gerçek. Buna rağmen ben bu hükümetin (veya bu günkü politik dengenin) göçmen ve mülteciler için olumlu bir gelişme olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Bu olumlu gelişmelerin en başında ‘yabancılar’ meselesinin gündemden kalkması geliyor. Artık gazateler her gün (olumsuz) bir ‘yabancı’ hikayesi yazımıyorlar. Televizyon ‘yabancı’ haberleriyle dolup taşmıyor. ‘Yabancılığın’ gündemden kalkması tabiki bu hükümetin işi değil (böyle bir güç kimsede yok), ama seçimden sonra oluşan politik denge, ‘yabancılık’ meselesini önemli bir konu olmaktan çıkardı. Artık basın mensupları, ‘yabancıları’ kendisine ekmek teknesi gören ve aynı zamanda büyük bir politik güce sahip olan Pia Kjærsgaard ve yandaşlarının doğru yanlış her söylediklerini gazete ve televizyona taşımayı bıraktı. Çünkü Kjærsgaard bugünkü güçler dengesinde önemini kaybetti. Sürekli kavga, çelişki ve sorun peşinde koşan basın ve yayın organları artık kavga, çelişki ve sorunun kaynağı olarak Kjærsgaard’u görmüyor. Bu yüzden onun söylediklerine kulak asmanın veya haber olarak gazete ve televizyona taşımanın bir anlamı yoktu.</p>
<p>Bu çok olumlu ve önemli bir gelişme. Hatırlanacağı gibi son on yıldır bir çoğumuz gazete okumaktan, televizyon seyretmekten adeta korkar olduk. Artık daha fazla sorunlu, suçlu, uyumsuz, fanatik, Müslüman hikayetleri dinlemek istemiyorduk. Tesadüfen izlediğimiz haberler ve okuduğumuz gazeteler bir çoğumuzu sıkıntıya soktu, bizi sinirlendirdi, topluma güvenimizi kırdı. Kendimizden şüphelenmeye başladık. Kısaca toplum olarak ruh halimiz bozuldu.</p>
<p>Bu bağlamda son dokuz ayın gelişmesi bizim ruh sağlığımız için gayet olumlu bir gelişme. Buna ek olarak ayrıca bizi çok yakından ilgilendiren bir dizi somut adımlar atıldı. Herşeyden önce aile birleşimleri kolaylaştırıldı. Pia Kjærsgaard’un baskısıyla uygulanan bir dizi engel kaldırıldı veya hafifleştirildi. Örneğin aile birleşiminde Danca talebi hafifletildi, eşini getirmek isteyenlerden talep edilen yüzbin kronluk güvence yarıya indirildi. Ayrıca çok tartışılan ve Danimarka’ya yeni gelen mülteci ve göçmenleri kapsayan  ‘starthjaelp’ yürürlükten kaldırıldı. Artık bu insanlar yedi yıl başkalarına ödenen sosyal yardımın yarısını değil, tamamını alacaklar. Böylece buradaki doğrudan ayrımcılık kaldırılmış oldu. Danimarka’ya gelmek isteyenler için uygulanan puan sistemi yürürlükten kaldırıldı. Hatırlanacağı gibi puan sistemi Orta Doğu ve Afrika ülkelerinden Danimarka’ya gelmek isteyenlerin önüne bir set olarak düşünülmüştü.</p>
<p>Bunlar yeni hükümet döneminde atılmış somut olumlu adımlar. Bizi biraz rahatlatacak bir gelişme. Ama en önemli gelişme yukarıda belirttiğim ‘yabancılığın’ gündemden düşmesi oldu.</p>
<p>Bunlara rağmen tabiki hükümet eleştirilebilir. Ekonomik, eğitim, işsizlik politikası vs. eleştirilebilir. Zaten bu konularda hükümetin ‘sağ’ mı yoksa ‘sol’ mu olduğu hiç belli değil. Ama bu durum sadece göçmenleri ilgilendiren bir durum değil. Tüm seçmenlerin, tüm vatandaşların sorunu. Hükümete eleştirilerimizi artık göçmen olarak değil, bir seçmen, bir vatandaş olarak yöneltebiliriz. Son on yıldır tatmadığımız bir duygu.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D9821&amp;title=Yeni+h%C3%BCk%C3%BCmet+ve+biz" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Yeni+h%C3%BCk%C3%BCmet+ve+biz', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D9821'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=9821</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kota uygulanmayacak</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=9306</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=9306#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 25 Apr 2012 09:05:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=9306</guid>
		<description><![CDATA[Yönetim kurullarında kadınlar için kota uygulanmayacak.  Sosyal Demokratlar ve Sosyalist Halk Partisi yine bir U-dönüşü yaparak kota isteminden vazgeçtiklerini belirttiler.  Kadınların  yönetim kurullarına – kota hakkını kullanarak değil – yeteneklerini kullanarak girmeleri gerekiyormuş.]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar " style="float: right; margin-left: 10px;"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /></div>Yönetim kurullarında kadınlar için kota uygulanmayacak.  Sosyal Demokratlar ve Sosyalist Halk Partisi yine bir U-dönüşü yaparak kota isteminden vazgeçtiklerini belirttiler.  Kadınların  yönetim kurullarına – kota hakkını kullanarak değil – yeteneklerini kullanarak girmeleri gerekiyormuş.</p>
<p>Sosyal Demokrat ve Sosyalist Halk Partisi’nin bu U-dönüşüyle birlikte sanırım uzun süre kota tartışmalarına ara verilmiş olacak. Hatırlanacağı gibi politik yelpazenin sağındaki muhalefet partileri de kota uygulamasına karşı. Artık kota tartışmasını gündeme getirecek politik bir güç ufukta görünmüyor.  Tarihi bir fırsat böylece kaçırılmış oldu.</p>
<p>Ben, kota uygulamasının sık sık dile getirildiği gibi olumsuz bir ilke veya uygulama olarak görmüyorum.  Aksine toplumsal eşitliği sağlamada kullanılan etkili bir yöntem olarak görüyorum. Güç dengelerinin eşit olmadığı, eğitim sisteminden eşit yararlanılmadığı, etnik ve kültürel azınlıkların hiç bir şekilde söz sahibi olamadığı, bazı toplumsal grupların toplumun karar mekanizmalarında, bazılarının da işsizler ordusunda olduğu durumlarda kota uygulamasını tartışmak ve uygulamak yerinde bir karar olur diye düşünüyorum. Güç ve iktidar sahipleri hiç bir dönem kendi rızalarıyla ayrıcalıklarından, güç ve iktidarlarından vazgeçmemiştir. Toplumsal değişimler,  Birleşmiş Milletler beyannameleri, uluslar arası anlaşmalar, yasal zorlamalar vs. maalesef toplumsal eşitliğin garantisi haline geldi. Bu bağlamda kota uygulmasına sahip çıkmak gerekir.</p>
<p>Örneğin Danimarka’da ‘yabancı’ sayısı yüzde on. Eşit bir toplum hedeflendiğinde polis memurlarının yüzde 10’u,  parlamentodaki sandelyenin yüzde 10’u, akademisyenlerin yüzde 10’u vs. etnik azınlıklardan temsil edilmeli. Böyle olmadığını ve olmayacağını hepimiz biliyoruz. Bu değişimi sağlayacak dışardan bir güç gerekli.  Kota uygulaması bu anlamda olumlu bir yaklaşım.</p>
<p>Kota uygulaması ve tartışmasında bazı yanlış anlaşılmalar var. Onların en başında gelenleri, nitelik ve yeteneklerinden dolayı tercih edilmek veya kota nedeniyle tercih edilmek ikilemi.</p>
<p>Bir ikilem gibi gösterilmeye çalışılan durum şu: herhangi bir işyerinde, bir kurum ve kuruluşta, yeni alınacak bir eleman hangi kriterlere göre seçilmeli? Cinsiyetinden – kadın veya erkek – veya kültürel farklılığından ya da o tür kişiler için ayrılmış kota uygulamasından dolayı.</p>
<p>Cevap tabii ki yetenek ve niteliklerinden dolayı. Bunu herkes böyle istiyor. Kadınlar, etnik azınlıklar vs. kendileri için ayrılmış yerlere gelmek istemiyorlar. Kimsenin onlar için ‘zavallı’ diye düşünmesini – böylece özgüvenlerini yitirmesini – istemiyor. Hakkıyla, mücadele ederek bir yerlere gelmek istiyorlar. Nitekim kota uygulamasıda yeteneksizlerin bir yerlere getirilmesi değil, aynı yetenekte bir kadın ve erkeğin bulunması halinde (kota gereği) kadının veya bir ‘yabancının’ tercih edilmesidir.  Dikkat edelim ‘aynı yetenek ve nitelikte’ iki insan  arasında seçenek yapılacağı zaman – kota gereği – kadını,  ‘yabancıyı’,  engelliyi, yaşlıyı vs. tercih etmek. Kota bu.</p>
<p>Örneğin işyerlerine eleman alınmasıyla ilgili prosedürde, işverenlerin (veya  işveren komisyonlarının) eleman seçerken hep kendine benzeyen adayları seçtiği defalarca kanıtlanmıştır. Erkeklerden oluşan bir aday seçme komisyonu, erkek adayların nitelik ve yeteneklerini daha kolay gördüğünden  (belki farkında olmadan) erkek adayları tercih ediyor. Yine aynı şekilde ‘yabancılar’ iş müracaatlarında sık sık eleniyor, çünkü işveren  ‘yabancının’ nitelik ve yeteneklerini göremiyor, bu yüzden tercih etmiyor.  Daha basite indirgeyecek olursak; yabancı yabancıyı tercih ediyor, erkek erkeği tercih ediyor, üst sınıf üst sınıftan insanları tercih ediyor, Danimarkalı Danimarkalıyı tercih ediyor. Böylece toplumun çarpık güç dengesi devam edip gidiyor. Kota uygulaması buna dur diyecek uygulamalardan biri.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D9306&amp;title=Kota+uygulanmayacak" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Kota+uygulanmayacak', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D9306'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=9306</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hollywood’dan öğrendiklerimiz</title>
		<link>http://www.haber.dk/?p=8973</link>
		<comments>http://www.haber.dk/?p=8973#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 22 Mar 2012 15:06:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ÜZEYİR TİRELİ</dc:creator>
				<category><![CDATA[ÜZEYİR TİRELİ]]></category>
		<category><![CDATA[YAZARLAR]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber.dk/?p=8973</guid>
		<description><![CDATA[Bir Hollywood aksiyon filmi düşünün. Bir okul binasına tahrip gücü çok yüksek, zaman ayarlı bir bomba bırakılmış. Yerinden oynatsan patlayacak. Bombanın geri sayımı başlamış. Üç dakika sonra patlayacak, iki dakika...]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><div class="shortcode-show-avatar " style="float: right; margin-left: 10px;"><img src='http://www.haber.dk/yazarlar/uzeyir.jpg' class='avatar avatar-70 avatar-default' height='70' width='70' style='width: 70px; height: 70px;' alt='avatar' /></div>Bir Hollywood aksiyon filmi düşünün. Bir okul binasına tahrip gücü çok yüksek, zaman ayarlı bir bomba bırakılmış. Yerinden oynatsan patlayacak. Bombanın geri sayımı başlamış. Üç dakika sonra patlayacak, iki dakika&#8230;</p>
<p>Sahne değişiyor.</p>
<p>Bombayı okula bırakan adam yakalanmış. Uzun sakallı, siyah saçlı. Pis pis sırıtıyor. Poliste ifade veriyor, ama bir türlü bambanın kodlarını vermiyor. İyi polis kötü polis rolleri oynanıyor, ama terörist pişkin yutmuyor o rolleri. Bomba patladı patlayacak. Yüzlerce çocuk ölecek. Polis işkence yapsa belki bombanın kodlarını hemen alabilecek ama gel gelelim kanunlar polisin tutukluya işkence yapmasına izin vermiyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanını kırmızı hattan arıyorlar; İşkence yapalım mı yoksa yapmayalım mı?</p>
<p>‘Yapın’ diye bir ses geliyor hattın diğer ucundan. İşkence yapılıyor. Bombanın kodları alınıyor ve yüzlerce mahsum çucuk kurtarılıyor. Polis memurları yüzlerindeki zafer ifadesiyle kalabalığın arasından ayrılıp gidiyorlar.</p>
<p>Bilinen bir sahne. Sık sık filmlerde seyrediyoruz. Heyacanlanıyoruz, geriliyoruz ama bir buçuk saat sonra film bitmiş oluyor, bizde hiç bir şey olmamış ve değişmemiş gibi (ki değişmedi, çünkü bu bir fantaziydi) gidip yatıyoruz.</p>
<p>Yatıyoruz, çünkü bu bir film, bir kurgu, bir fantazi. Günlük yaşamın öyle olmadığını biliyoruz. Gerçekten bir düşünelim; Yukardaki sanaryoyu hangimiz gerçek yaşamda gördü veya duydu. Bombacılar genellikle patlamadan sonra yakalınır ya da bırakılan bombaların bir kısmı bulunur ve patlamadan teknik yöntemlerle kontrollü şekilde imha edilir. Bazen istihbarat servisleri bombalı eylem planı yapacak bir grubu yakalayabilir. Ama yukarıdaki sahne gerçek yaşamda hiç görülmeyen ya da binde bir görülen bir durum.</p>
<p>Ama çok ilginç Dışişleri Bakanı Villy Sövndal, bu film sahnesini gerçek gibi algılayıp, yasal değişiklik yaparak polise işkence yapma fırsatı tanımak, ‘bombanın kodunu’ söyletmek isitiyor. İşkence yapılabilir diyor. Gerekçe olarak da aynen yukarıdaki (Hollywood) sahnesini gösteriyor. Fantaziyle gerçeği karıştırıyor. Bunu yapan da birinci derecen politikacı ve bakan. Herhangi bir parti sempatizanı veya kendini gündeme getirmek isteyen unutulmuş bir politikacı değil. Bu gerçekle fantaziyi birbirine karıştırma, beceriksizlikten veya bilememezlikten değil. Geçmiş hükümetlerden süregelen çifte standart politikayı biraz daha normalleştirme çabasından.</p>
<p>Danimarka işkenceye karşı (ya da karşıydı). Demokratik ve anayasal sistem ülkenin en önemli değerleri arasında. Danimarka bu değerler uğruna Irak’ta savaşa katılan ve Afganistan’da asker bulunduran bir ülke. Bu ülkelerin demokrasiye geçmelerini ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini, demokrasinin bir standardı olarak, uygulamasını istiyor. Bu beyannamede işkencenin yasak ve hiç bir şekilde kabul edilemez olduğu belirtiliyor.</p>
<p>Sonuçta demokratik değerler ne olursa olsun, insan hakları bildirgesi ne önerirse önersin, ayrıca Danimarka’nın kendi yasaları ne derse desin, tüm bu değer ve prensiplerden taviz verilebilir, vazgeçilebilir, eğilip bükülebilir. Yeterki bu girişimin sonuçları Danimarka’ya her anlamda uzak olan (ya da uzak tutulan) ülke ve insanları etkilesin(!)</p>
<p>Bu çifte standard istemini en azılı milliyetçi bile açık açık ifade etmeyecektir. Kaldı ki Sövndal etsin. Önceki hükümet döneminde de olduğu gibi, kargaşa, şiddet, korku (Hollywood) senaryoları bulunup ya da bir örnek bulup onu genelleştirerek, yasalar değiştirilecek, sertleştirilecek.</p>
<p><a href="mailto:tireli@haber.dk">tireli@haber.dk</a></p>
<div style="text-align:right; margin-bottom: 7px;"><a href="http://www.addinto.com/ai?type=bkmk&amp;url=http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D8973&amp;title=Hollywood%E2%80%99dan+%C3%B6%C4%9Frendiklerimiz" onmouseover="ai2display_bkmk(this, '', 'Hollywood%E2%80%99dan+%C3%B6%C4%9Frendiklerimiz', 'http%3A%2F%2Fwww.haber.dk%2F%3Fp%3D8973'); return false;" onmouseout="ai2close_bkmk();"><img src="http://www.haber.dk/wp-content/plugins/addinto/logos/bookmark_share_v2.gif" alt="Bookmark/share via AddInto" border="0" /></a><script type="text/javascript" src="http://www.addinto.com/ai/ai2_bkmk.js"></script></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber.dk/?feed=rss2&#038;p=8973</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

<!-- Performance optimized by W3 Total Cache. Learn more: http://www.w3-edge.com/wordpress-plugins/

 Served from: www.haber.dk @ 2013-06-20 03:25:50 by W3 Total Cache -->